BAHÇELİ'NİN FAZİLET İMTİHANI

Bir dizi etkinliğe katılmak üzere Mersin'in Bozyazı ilçesinde bulunan Bahçeli, Belediye Başkanını ziyaret ettiği sırada, basın mensuplarının bazı sorularını da cevaplamış. Hasdal'daki muvazzaf subayların Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşener tarafından ziyaret edilmesi ile ilgili olarak "Buna saygı duymak lazım. Herhangi bir arkadaşınızın başına böyle bir şey gelse, siz ziyaretten kaçınır mısınız? Genelkurmay Başkanı ve komutanlar, arkadaşlarını ziyaret ediyor, geçmiş olsun diliyor, saygı ile karşılamak lazım. Bunu Genelkurmayın bir dayanışması ve birlikte mücadele azmi olarak değerlendirmek gerekir.” demiş.

Bu haberi okuyunca mest olmamak elde değil. Yani her meslek erbabının, suçlu-suçsuz tefrikine gerek duymadan kendi mensuplarına karşı VEFALI olması, iyi gününde de, dar gününde yanında bulunması gayet güzel ve ulvi bir davranış olup saygı duyulması gerekir. Böyle anlatıyor Bahçeli..!

Şimdi gelelim "Ahde vefa, imandandır" düsturu ile kurulmuş Ülkücü Harekete... Temeli, ahde vefa olan bu hareketten, 12 Eylül darbesi sebebiyle hala kaç ülkücünün zindanlarda inlediğini bilen var mı? Bilmeyenler için kim bunlar biz sayalım: Muhsin Kehya, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı, Mahir Kavalcı, Caner Erdinç, İsmail Fuat Tarhan, Mahmut Gül, Haluk Kırcı.

Hadi şimdi diyelim ki, genç ülkücüler bunları bilmiyorlar, etrafına topladığı devşirme yöneticilerin bilmesine zaten imkan yok. Peki Bahçeli de mi bilmiyor?

Hani, "Rahşan Affı" çıkarken ülkücüler de bu aftan yararlansın denince "Üç beş çapulcu için hükumeti mi bozalım" dediği ülkücüler var yaa... Hah, onlar hala içerideler.

Yani, biliyor hem de gavur gibi biliyor bu Gavurdağlı... Peki başkasının dayanışmasına saygı duyan bu büyüğümüz, kendi ülküdaşı ile niye dayanışmıyor acaba? O da gavurluğundandır herhalde...

Sayın Bahçeli,

"Sizin unutup, ülkücülere de unutturmaya çalıştıklarınızı unutmayanlar var ve böyle devam ederseniz onlar da sizi -aynı 2002'deki, referandumdaki gibi- bu defa da 12 Haziran'da unutacaklardır." bilesiniz.

Size tekrar hatırlatıyoruz:

-12 Eylül ile hesaplaşmayı parti politikası haline getirip, Yusufiyelilerden derhal özür dilemelisiniz.

-Hala cezaevlerinde yatan, ülkücü mağdurlarımızı ve ailelerini sahiplenmelisiniz.

-Gittiğiniz her yerde Ülkücü şehit ailelerini ve gazilerimizi ziyaret veya davet ederek, rızalıklarını ve dualarını almalısınız.

-Gurbet ellerde sürgün yaşayan ülkücüleri arayıp sormalı, yurda dönmeleri için yardımcı olmalısınız.

Biliyoruz ki, hatayı kabul etmek ve o hatadan dönmek en büyük fazilettir. Sizin de hala üstün faziletlerinizi koruduğunuza inanmak istiyoruz.

Yusufiyeliler


BAĞIMSIZ ÜLKÜCÜLÜK VE YUSUFİYELİLER

Önce bir soru soralım... Herhangi bir kişi yada grubun kendisini "bağımsız" diye tanımlamasının sebebi ne olabilir? Cevaptan önce sanırım bağımlı olunan yeri tarif ederek konuya girmek doğru olacaktır.

Ülkücü bağ, fikren ve ruhen herkesin ortak değerler noktasındaki en mükemmel örneğin bulduğu bir cazibe merkezine uymaktır. O makamlarca verilen kararları kendi adına tartışmasız olarak doğru kabul edip, gereğini yapmaktır. Kısacası kendi iradesini bu seçkin siyasi otoriteye devretmektir.

Bir de bugünki tabloya bakalım. Görünen, ülkücülerle onları temsil ettiğini iddia edenlerin zihniyet uyuşmazlığı ve temsil noktasında bulunanlarla ülkücü hareket arasında derin fikri ve ruhi ayrılıklar yaşanıyor olmasıdır. Her ne kadar fikri ayrılıklar zamanla tamir edilebilir olsa da, yönetimdekilerle ülkücü taban aradaki ruhi bağlantının kopması asla iyileşmesine mümkün olmayan yaralar açılmasına neden olmaktadır.

Mensubu olmakla şeref duyduğumuz Ülkücü Hareketin ruhundan ve fikriyatından zerre kadar ayrılmamış ülkücüler olarak biz eğer bugün kendimizi "MHP'den bağımsız" olarak tanımlıyorsak; bizi temsil ettiğini iddia eden MHP yönetim kadrolarıyla ruhen bütün bağlarımız kırılmış demektir. Bizdeki bu kırıklık ve kırgınlıklara, MHP yönetimi önce umursamazlık ve aldırış etmezlik ile -kaşar muhabbetleri, ülkücü müsveddesi olmak ve dağa konan serçe edebiyatlarıyla- cevap verdi. 2002 seçimlerini çok çabuk unutmuşlardı. Ama ne zaman ki, referandumun neticelerini gördüler, kızgınlarından ve azgınlıklarından bu defa bizleri topyekün bir numaralı düşmanları ilan ettiler.

Zaten ne zamandan beri, bu yöneticiler, doğruyu söyleyenleri, kendilerine yalakalık-yağcılık yapmayan ülkücüleri yanlarına sokmazlardı. Hele ki şimdi, onları eleştiren, hatalarını söyleyenlere ise açıkça düşmanlık yapmaktadırlar. Unutmayalım ki, bunlar, alnı secdeye değmeyen, helal-haram demeden ceplerini doldurmayı düşünen, ülkücülerin sıkıntılarından bihaber devşirmelerdir. Ve bunları oraya -Ecevit'ten çok şeyler öğrenen ve- hala kendini bilge lider sanan bir zavallı seçmektedir.

Ülkücülüğü parti tabelası sanan, ülkücüleri sadece seçimlerde oy vermekle görevli saftirikler olarak gören bu zihniyet; geçmişte, iktidar ortağıyken bizim meselelerimizle zerrece ilgilenmediği gibi bugün de "Ülkücülerin bu hali nedir?" diye bir meselesi ne yazık ki yoktur.

Bildiğiniz gibi 57. Hükumet koalisyon dönemi ve öncesi zaten tam bir siyasi sefalettir. Başbakan olma şansını elinin tersiyle itip, tarihten gelen husumetleri görmezden gelerek DSP lideri Ecevit`i başbakanlık koltuğuna oturtan bilge lider, bu fedakarlığının karşılığını "bizi içine sindiremeyenlerin" hakaretleri ile almıştır.

Dikte yöntemi ile önlerine getirilen her yasanın altına okumadan imza attılar.  İktidar olmanın sağladığı imkanlardan bütün Türkiye faydalandı da sadece Ülkücüler yararlanamadı. "Rahşan affı" diye tarihe geçen afta herkes serbest bırakıldı da sadece Ülkücüler yararlanmadı. Bu hainliği yetmezmiş gibi: "Üç - beş çapulcu için hükumeti bozamam..!" diyerek bir de hakaret etti Bay Bahçeli...

Yusufiyeliler olarak Ülkücülerin dertleriyle dertlenmeyenlerle birlikte hareket etmekte bir mana bulamıyoruz. 12 Eylül'de darağacında can veren Ülkücü Şehit Pehlivanoğlu`nu anmayı aklına getirmeyen, bizlerin 12 Eylülde yaşadıklarımızı anlamaktan uzak kadrolarla paylaşacaklarımızın son derece sınırlı olmasından dolayı bağımsız olmak belli ki, çok daha anlamlıdır. Ve nitekim oluşan bu kanaat sebebiyle bir çok Ülkücü referandumda MHP yönetiminin hilafına "evet" oyu kullanmıştır.

Yusufiyeliler olarak, bugün yürüttüğümüz çalışmaların tek hedefi, büyük bir haksızlıkla hala cezaevlerinde yatan ya da kaçak durumda bulunan Ülküdaşlarımızın serbestliğe kavuşmalarını sağlamaktır. Bizim dertlerimizle ilgilenmeyip, bizi AKP`nin kayığına binmekle suçlayanlar, CHP zihniyetiyle kolkola verip Ülkücüleri bir bir MHP`den uzaklaştıranlardır.

Kaldı ki Meclis`de başbakanın konuşmasını ayakta alkışlayanlar da, Hasip Kaplan`ın elini sıkanlar da yaptıklarına bin türlü kılıf bulurken bizi ihanetle itham edebilmektedirler.  Bugün burada MHP yönetiminin "hain" damgasını vurduğu isimleri sıralasak o kadar çok Ülkü beginin adını yazmak zorunda kalırız ki, bu zul olur. Ancak meselenin gerçekte ihanet değil de koltuk sevdası olduğu da aşikardır. Bu sebeple dönem dönem hain damgası yiyip olmadık suçlarla itham edilenler, lidere bağlılıklarını bildirdiklerinde tekrar muteber olmaktadırlar.

Netice itibari ile; Evet, biz her hangi bir ülkücü kadar bile dini hasletlere düşkünlüğü olmayan birinin, liderlik adı altında ülkücü harekete uyguladığı diktatörlüğe de sultasını da tabi değiliz. Lider geçinen bu adam, gidene-ölene kadar da MHP yönetiminin hiç bir siyasi kararı yusufiyelileri bağlamayacaktır. Varlığımızın sizi rahatsız ettiğini bilerek inandığımız gibi yaşamaya, Hakk'ı tutmaya, şerefle ülkücü olduğumuzu haykırmaya devam edeceğiz.

Yusufiyeliler


MHP, BU YÖNETİMLE BARAJI AŞAR MI ?

12 Eylül mağduru Ülkücü Gençlik, zindanlarda, sorgularda, mahkemelerde çok işkenceler gördü, çok aşağılandı. O kadar ki, uğruna canlarını fedaya hazır oldukları İstiklal Marşı’nı bile  bu mekanlarda jop yiyerek söylediler. Başta Mamak Askeri Cezaevi olmak üzere her yerde şerefli Türk ordusunu şahsi emellleri ve ihtirasları için kullanan şerefsizler tarafından dayanılmaz acılara mâruz bırakıldılar. Ülkücüler insanlıktan uzak şartlarda inim inim inletildiler.

Bu ızdırap dolu yıllar geçip birgün hürriyetlerine kavuştuklarında ise bir çok haktan mahrum olarak salıverildiklerini gördüler. Ekseri arkadaşımız için „şartlı tahliye“ denen ömür boyu tehdit altında yaşama imtihanı da böylece başlamış oluyordu.

Yıllar sonra hürriyete merhaba dedikleri ilk günlerde gittikleri hemen her kapıdan kovuldular. Parti ve teşkilatlara kısmen yuvalanmış hareketin rantını yiyenler, onları gördüklerinde selam verip yüzlerine bile bakmadılar. Bu rantçı grup Başbuğun Hakk’a yürümesinden sonra bütün partiyi adeta bir örümcek ağı gibi sardı. Evet, işte bu MHP yönetimindekilerin büyük çoğunluğu, ne o günleri ne de o acıları yaşamadı elbette... Ama ülkücülerin kan ve gözyaşları üzerinden, yüksek makamlar ve büyük servetler elde ettiler.

Bugün bakıyoruz, yönetimdeki bu çakma ülkücüler hemen, kolayca statükodan yana tavır alarak, PKK. üzerinden siyâset yapmaya yöneliyorlar. Bir taraftan Bahçeli, diğer taraftan bu güruh bas bas bağırıyor. Ama bunların hiç canları yanmadı. Bildikleri tek şey başkaların acılarını pazarlamak. Çok şey öğrendikleri ustaları Ecevit de halkın sıkıntılarını böyle  kolayca istismâr ederdi.

Dâvânın çilesini çekmemiş oldukları için de elbette, 12 Eylül Anayasası'nı da, 12 Eylül işkencecilerini, cuntacıları ve ahlâksızları da dikta devleti adına savunma gafletine düşüyorlar.  Zâlimlerden, işkencecilerden, Allah ve İslâm düşmanlarından yana tavır koyuyorlar. Çünkü, hepsi devlet fetişizmiyle muzdarip hastalıklı kişilikler.

Bunlar dikta düzenini, statükoyu, zulmü savunuyorlar. Çünkü kendileri hiç acı çekmediler. Hiç işkence görmediler. Onların hayalarından elektrik verilmedi, kıçlarına jop sokulmadı. Aileleri, işkencehanelere getirilip ırzlarına geçileceği tehditi ile itiraf imzalamadılar. Anneleri Askeri hapishanelerin önlerinde, askerler tarafından dipçiklenip, joplanmadı. İşkencede onların ağızlarına kanlar dolmadı. Ayak bileklerinde hiçbir zaman FALAKA kayışının izleri olmadı. Yerlerde sürüklenmediler.

Bu yönetim, çâresizliği, yanlızlığı, ihâneti, yüzüstü bırakılmışlığı, bir kenarda unutulmuşluğu hiç yaşamadı. Binlerce kilometre yoldan gelip de saatlerce cezâevi kapılarında bekletilip, sonra da oğullarını göremeden giden anneleri hiç olmadı onların... Onların, aradan 30 küsür sene geçtikten sonra bugün bile hatırlandıkça ağladıkları hâtıraları hiç olmadı.

Çünkü, onlar hep ikbâl peşinde koştular... O yüzden de, çilekeş ülkücüleri düşünecek, onlarla konuşacak, onlara görüş ve tecrübelerini soracak fırsatları hiç olmadı.... Olamazdı da... Çünkü, omuzlarına ağır yük yüklenen ızdırâbı çeken, sehpâlara yürüyen, hücrelerde çürüyen ülkücülerin, onların ikbâline bir faydası yoktu...

Cuntacılar, darbeciler, Ergenekoncular, Balyozcular, işkenceci polisler her zaman dostu oldu bugünkü MHP'lilerin... Zahmetsizce statükoya sâhip çıkıvermek, Güneydoğu'da öldürülen askerlerin cenâzesinde gösteri yapmak daha kolaydı. Onlara göre, 1980 kuşağı kullanılmış ve bir kenara atılmış zavallılardı... Şimdi, başka zavallıları bulup, başka zavallıları kullanmak ve bu başka zavallılar üzerinden ikbâl temin etmek gerekiyor.

Elbette, 1982 Anayasası'na MHP sâhip çıkmalıydı. Kenan EVREN ve 12 Eylül Cuntası'nı da bugünkü MHP koruma altına almalıydı. Çünkü, Bahçeli bu yönetimde ülkücülere yer vermedi. Bunlar da hiçbir zaman düşenden haklıdan yana olmazlar...  Dâimâ güçlüden daha doğrusu güçlü gördüklerinden yanadırlar.  Dâimâ zâlimlerden yanadırlar; dâimâ satatükodan, zahmetsiz istismârdan, bedâvâ ranttan yanadırlar...  Çünkü, mazlûmdan yana olmak bir bedel ödemeyi gerektirir. Bugünkü MHP yönetiminin bedel ödemeyi göze alacak imanı ve ihlası yoktur. Onlar, herzaman başkalarına bedel ödetirler. Onlar uyanık, onlar kurnaz, onlar her şeyi bilir, ülkücüler ise her devrin fedaisi...

Onlar kullanılmaz, kullanır, sonra da çöpe atarlar. Onlar inanmaz, inanır gibi gözüküp başkalarını kandırırlar. Onlar, menfur gayeleri için mazlum ve masum ülkücülerin acılarını bile propagandalarında kullanıp istismar ederler. Bunların kirli iç yüzlerini bilen, Yusufiyeli ülkücüleri  bu sebeple sevmezler.

Bunların konuşmalarında o kuşaktan sadece şehitlerin isimleri geçer. Çünkü şehitleri istismar ederek bir basamak daha yükseleceklerini düşünürler. Ama, çilekeş ülkücüler, yusufiyeliler bu müflis güruha basamak olmadığı için yanlarına bile yanaşmazlar. Çünkü, onlardan ekmek yok. Orada ikbâl yok. Bir yerde rast gelseler veya biri sorsa: “Bize ne canım!.. Benim için mi yattılar ? Suç(!) işlemeseydiler!..” deyip sıyrılıverirler.

İşte Devlet Bahçeli ve onun tek tek seçerek oluşturduğu bu yönetim, 12 Eylül Anayasası'nı savunmayacak da kim savunacak? Yusufiyelilere düşman olmayacak da kime düşmanlık edecek..? Bunlar gerçeğin ta kendisidir. Bunları yaşadık ve hala yaşıyoruz da... O vasatı yaşamayanlar, bu duyguları anlayamazlar. Şimdi, Ülkücü Hareket adına ahkam kesen, olur-olmaz konuşan, eski ülkücü diye bizlere saldıranlara bakın,  ya o günleri bilmeyecek kadar gençtir veya mevcut MHP yönetimindedir.

Mevcut MHP yönetiminin fedailiğine soyunanların bir kısımları ise bunları hatırlamak istemezler.  Çünkü, İsa meşrepli adamın havârisi kesilmek (Unutulmasın, İsa'ya ilk ihanet edenler havarilerinin içinden çıkmıştı.), statükodan yana tavır almak, gücü elinde tutan istismârcılara dalkavukluk yapmak en kolay iştir. Bu davranışların, bizim inandığımız ve savunduğumuz ülkücülükle uzaktan yakından bir alâkası yoktur.

Dolayısıyla bu güruh için alçaklığın hududu da yoktur. Başörtüsü meselesini çözeceğini söyler ama Meclis'e girince kendi milletvekilinin başını açtırır, Çin Devlet Başkanı'na, Uygur Türkleri'ne işkence ettiği için "ÜSTÜN HİZMET(!) MADALYASI" verir, Ülkücülere alenen katil diyen ECEVİT'ler karşısında "DEVLET TERBİYESİ (!) gereği(!)” el pençe dîvân durur.

Hırsızları, soysuzları serbest bırakan Rahşan Affı'na imza atarken hapiste yatan ülkücüler için "Üç-beş çapulcu" der, Asacağından bahsetttiği terörist başını İmralı Sarayı'nda ağırlar, Ajan dediklerini yönetimine alır... Her şeyin bir kılıfı vardır ve nitekim bunların da hepsi ustalıkla tevil edilir. Ama unutulmasın ki, bu tevillerin hiçbirisi hakikatleri değiştirmez.

12 Eylül öncesini ve sonrasında zulmü yaşamayan bilmeyenlere sözümüz yok! Onlar, tecrübesizliklerinde ve cehâletlerinde mâzûrdurlar. Onlar, dünyayı tanımıyor, Türkiye'yi tanımıyor, Devlet'i ve düzeni tanımıyorlar ki, gerçekleri söyleyebilsinler. Söyleyemezler, çünkü bilmiyorlar; görmemişler; tanımıyorlar.

Onlara ne diyelim. ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ elinde bir maşaya dönüşen Devlet cihâzının, karanlık mahzenlerdeki o acımasız yüzünü hiç görmemişler. Ama o günleri, o ortamı bildiği hâlde bugün bilmezlikten gelip "Nasıl olsa biz her ortamda işimizi yürütüyoruz!" diyenlere yazıklar olsun!"

Yusufiyeliler


Devlet Bahçeli Gürcü mü yoksa Siverekli mi ?

Basbakan Tayyip Erdogan, siyasi hayati boyunca, degisik yerlerde yaptigi konusmalarinda zaman zaman soyunun Gürcü olduguna dair sözler sarfetmis hatta Ağustos 2004`de yaptığı Gurcistan gezisinde Gurcistan Devlet Baskanı`nın yanında; "Ben de Gürcüyüm. Ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmis bir ...Gürcü Ailesi'dir" demisti.

Gectigimiz günlerde ise Adanali emekli bir tarih ögretmeni, yaptigi arastirmalara dayanarak MHP Genel Baskani Devlet Bahceli ile Basbakan Tayyip Erdogan`in ayni boydan, ayni asiretten olduklarini iddia etmis ve bu husustaki belgeleri de Adana`da sergiledikten sonra kitap olarak yayinlamisti.

Bu anlattiklariniz hemen herkes tarafindan biliniyor da peki bu Siverek de nereden cikti derseniz. Bu kayda biz de yeni rastladik. Eger, www.siverekgenclik.com adresini ziyaret ederseniz, sol üst kösede bulunan menüden <Siverekli Sahsiyetler> bölümünü tiklayinca, karsisiniza cikacak olan listede diger zevat gibi Devlet Bahceli`nin adini da göreceksiniz

SİVEREKLİ ULUSAL POLİTİKACILAR

1-...
2-...
3-....
4-Dr. Devlet BAHÇELI Devlet Bakani ve Basbakan Yardimcisi (MHP Genel Baskani)
5-...

Yanlis anlasilmasin Siverekli olmak kusur degil, belki bir ayricaliktir. Nice ülkü beyinin yetistigi ve bir cok ülkücünün de sehit düstügü bu Türk-Islam topragi ile Dr. Devlet Bahceli`nin ne tür bir iliskisi vardir, bu konuyu bir acikliga kavusturursa biz de ögrenmis oluruz.

Yusufiyeliler


12 HAZİRAN SEÇİMLERİ VE MHP

MHP'den bir "oy kayması" oldu mu? Tabii ki "evet." Öyleyse MHP'nin "ne yapması" lazım? "Giden oyları" geri çağırması gerekli... değil mi ? Yani, seçimlerde bir baraj engeline takılmamak için önce kaybettiklerinizi geri toplamalısınız.

Dolayısıyla MHP'nin 12. Haziran seçimleri ile ilgili stratejisi bellidir ve bu temel üzerine olmalıdır; partiyi ülkücülerin yuvası haline getirmek ve meclis dışında bırakmamak için şu veya bu nedenle parti dışına itilenleri/düşenleri (çağırmak yetmez) illaki, geri getirmelidir... Geç kalmadan büyük bir barış ve kucaklaşma eylemi gerçekleştirilmelidir.

Peki, MHP’de böyle bir eğilim var mı ? Ne gezer... Partideki derleme toplama siyaset artıkları ve varlıklarını ülkücülüklerine değil de Bahçeli’nin varlığına bağlayan bir grup muhteris, değil bu yolda gayret göstermek aksine hemen her platformda zehir saçmaya devam ediyorlar. İşte misaller:

Geçtiğimiz gün MHP İstanbul eski İl Başkanı İhsan Barutçu’nun direktifi ile İl Başkan yardımcısı İbrahim Cingi’nin bir restorantta düzenlediği yemekli bir toplantıda, milletvekilliğine adaylığını koymak için il başkanlığından istifa ettiğini bildiğimiz İhsan Barutçu, yaptığı konuşmada “Referandumda Evet oyu veren Hainler” diye bağırarak salonu inletmiş...

Şimdi sormak lazım... Bay Barutçu’nun milletvekili olması için yetecek oy kimden ve nereden toplanacak ? Sen, İstanbul gibi Türkiye’nin en büyük şehrinde yıllarca MHP il başkanlığı yapacaksın en küçük idari birim olan 2000 nüfuslu bir beldenin bile belediye başkanlığını kazanamadığın halde 8-9 yıl o koltukta oturacaksın ve bu büyük başarılarından dolayı milletvekili yapılmak üzere önün açılacak... Yürü aslanım kim tutar seni... Ne de olsa ağan yol veriyor...

Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı, Devlet Bahçeli'nin MHP'den uzaklaştırılan isimlerle görüşerek yeniden partiye katılmaları için yaptığı girişimin referandumda 'evet' diyenleri kapsamadığını belirtti. AKP'nin iki gizli amacını gizlediği anayasa değişikliğine 'evet' kampanyası yürüten, kendilerine eski veya bağımsız ülkücü diyenlere kapımız kapalı." dedi.

Eğer ne kaybettiğinizi bilmezseniz ne arayacağınızı da nerede arayacağımızı da bilemezsiniz. Belki çırpınırsınız, bunalırsınız, kıvranırsınız, acı çekersiniz, ama sizi diriltecek başarılı kılacak hakikatlerden haberiniz yoksa bir adım ilerleyemezsiniz. Gerçeğe ulaşmanın yolu ise bilgiden geçer. Size bir zamanlar “bilge lider” dediler diye kendinden menkul bilgeliğinizle geçtiniz kendinizden, mest oldunuz. Haklısınız “şeyh uçmaz, mürit uçurur.” Ama çok fazla uçtunuz o kadar ki, başdanışmanınız bile sizi ayak uyduramayıp ilk durakta sizi  terk etti.

Görüyoruz ki, referandumda MHP seçmeninin % 50 sini kaybetti. O topluca savrulanları bugün teker teker toplamak mecburiyetindesiniz. İsim isim araştırıp gerekirse ayaklarına gidecek, özür dileyecek, yalvaracak-yakaracak ve onları tekrar partiye geri getireceksiniz.

İl il ezber bozacak, herkesi şaşırtacak milletvekili aday listeleri düzenlemelisiniz... Geçmişteki gibi Nur Safa Pandar’ lar, Gündüz Aktan’lar, Mithat Melen’ler... olmamalı liste başlarında... Ozan Arif, Ahmet Bican Ercilasun, Yılma Durak, Ahmet Yılmaz, Erdem Karakoç, Nevzat Kösoğlu, Hasan İlter, Nuri Gürgür, Recep Küçükizsiz gibi... bugüne kadar değil fikirleri -varlıkları bile sizi rahatsız eden ve hep düşman gözüyle baktığınız- sürpriz isimleri koymalısının liste başlarına...

Peki ya siz ne yapıyorsunuz? İşte yayınlanan son mektubunuzda geçen ilgili satırlar: (Ama bizce daha da önemlisi TBMM çalışmalarına veya tek başına iktidar olduğumuzda ülke yönetimine çok faydalı hizmetler sunabilecek çapta insanlarla bir buluşma arzumuz var. Ülkücü olup aktif siyasette olmayan, bürokraside bulananlar da var, değişik siyasi partilerde görev yapmış insanlardan da olacak.)

Bay Bahçeli uyanın artık şu meczup uykusundan... MHP baraj altında kalma tehlikesi ile karşı karşıya ve siz hala “tek başına iktidar” ham hayaliyle  vakit kaybediyorsunuz. Gerçi, halinize bakınca bu yaşananları anlamamak mümkün değil... Ne de olsa zengin babanın har vurup harman savuran mirasyedi oğlu gibi davranıyorsunuz, temelinde ne emeğiniz var ki, kaybedince üzülesiniz.

Yusufiyeliler


SEÇİMLER VE BAHÇELİ

Sayın Bahçeli, bel (li) ki bu seçimden sonra bir daha o makama oturamayacak.Böylece Ülkücü Hareketin tarihindeki en büyük fetret devri de sona erecektir. Şüphesiz o da, bu kutlu davayı kendinden öncekiler gibi bugünlere kadar getirebilmek için müktesebatı ve kabiliyeti nisbetince, doğru sandığı şeyleri elinden geldiğince yaptı. Muhakkak ki, yaptıkları iyisiyle-kötüsüyle ortadadır ve bunlardan dolayı tarih ve ülkücüler onu ve dönemini sorguyalayacak, hakkında hükmünü verecektir.Ülkücü Hareket ise kıyamete kadar yaşayacak, bu bayrak ondan sonra da zafer burçlarına dikilene kadar taşınacaktır.

Başarısızlıklar, gafillikler, ihanetler... ülkücüleri hiç bir zaman yıldırmadı ve yıldıramaz da...  Ülkücüler, bir birinize kenetlenin, asla bir birinize kıymayın, öyle ki, her daim bir birinizden emin olun.

Biliriz ki, ahd'e vefa imandandır.

Yusufiyeliler


Biz, Mavi Marmara Olayına Sahip Çıkıyoruz.

Mavi Marmara olayına sahip çıkmak, Gazze`deki müslümanlara sahip çıkmak demektir. Yahudi zulmüne karsi çıkmak demektir.

Hükumeti, -bütün taleplerine cevap alincaya kadar- bu isin üstünde durmaya mecbur etmektir. Biz Mavi Marmara olayina sahip cikiyoruz.

Yusufiyeliler


BAHÇELİ VE UNUTULAN ÜLKÜCÜLER

Devlet Bahçeli, MHP'li Belediye Başkanları ile 27 Kasım 2010 günü bir toplantı yaptı. Bu toplantıdaki konuşmasında bozuk ses telleri sebebiyle bir türlü ayarlayamadığı ses tonuyla "hükumetin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni zayıflatmak ve hırpalamak amacıyla uzun süredir ve sistemli bir biçimde hedef tahtasına yerleştirdiğini" iddia etti ve buna delil olarak da darbe sanığı olan üç generalin açığa alınmalarını gösterdi.

Bahçeli'nin konuşmasındaki çelişkileri ve manasını kendisinin bile anlamadığı bir sürü tutarsız lafını bir kenara bırakarak hemen konuya girelim. Bahçeli, bu konuşmasında üç generalin açığa alınmasının sebebini yeni açılan (Temmuz 2010) Balyoz Davası ile ilişkilendirerek, bu davaların bir an önce sonuçlandırılmasını ve  mahkemenin hızlı çalışmasının gerekliliğini vurguladı.

Sayın Bahçeli,

MHP Adana Davası'nın üzerinden 30 sene geçtiği halde Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmaların hala devam ettiğinden haberiniz var mı??? Bütün dosyalar zaman aşımına uğradığı halde mahkeme heyetinin kasıtlı olarak karara bağlamadığı Adana MHP Davası sanığı ülkücülerin duruşmasının 17 Aralık'ta yapılacağını duydunuz mu acaba???

Biz, Bahçeli'nin, Ergenekon ve Balyoz gibi darbe girişimleriyle ilgili davalarda taraf olmayı ülkücülüğün neresine sığdırarak yaptığını bir türlü anlayamıyoruz. Mesela, daha geçenlerde APO'yu yakalayıp(!) Türkiye'ye getirdiği söylenen Balyozcu Engin Paşa'yı hangi ülkücü vasıflarından dolayı partiye transfer etti, pek belli değil. Hem 12 Eylül darbesinin mağduru bir partinin genel başkanı olacaksın, hem de darbecilere davetiye çıkaracaksın. Bahçeli'nin, generallere olan bu merakı nereden geliyor bilmiyoruz ama 2004'te demokrasi(!)ye inanmış bir partinin genel başkanı olarak 313 generale halkın oyuyla iktidar olmuş bir hükumeti şikayet eden mektuplar yazdığını da iyi hatırlıyoruz.

Sayın Bahçeli,

Bitmeyen mahkemeler, haksız kararlar sebebiyle yıllardır zindanlarda çürüyen, hala sürgünde yaşayan ülkücülerin hakkını hukukunu araman gerekirken zımnen darbecilerin savunmasını yapacaksın... Ülkücüleri unutacaksın öyle mi??? Unutmak tükenmektir Bay Bahçeli... Ülkücüleri unutanları Yusufiyeliler de seçimlerde unutacaklardır, bundan emin ol...

Yusufiyeliler


HANGi DEVLETiN BEKASI TEHLiKEDE..?

12 Eylül 2010`da yapılan Anayasa Değişikliği Referandumu`nda MHP`yi "HAYIR" cephesine sokan ve Türkiye genelinde % 42 gibi -aslında hangi partiye ait oldugu hiç bir şekilde belli olmayan ama CHP`li Kılıçtaroğlu`nun hepsini sahiplenme uyanıklığını gösterdiği- bir neticeye mahkum eden Bahçeli, geçtigimiz günlerde adına “Devlet(!)`in Bekası için Güç Birliği" dediği bir toplantı yaptı.

Gerçi bu toplantıya, -kalkıp da Ankara`ya gelmenin ne gereği var, nasil olsa yazdığınızı okuyorsunuz, bizi oraya kadar yoracağınıza, o yazıyı postayla yollayın, biz de onu sindire sindire okuyup daha iyi anlardık türünden- gerçekçi bazi itirazlar da olmadı değil. Bahceli`yi böyle bir toplantiyi tertip etmeye mecbur kilan sebebin rahmani mi yoksa baska türlü mü oldugunu bilemeyiz. Ama bu toplantinin ismi bile her türlü yoruma aciktir. Biz burada iki ihtimali de degerlendirecegiz.

Bahceli, “Devlet(!)`in Bekası"nin tehlikede oldugunu yani daha acikcasi MHP`nin baraj altinda kalacagini ve Devlet(kendisi)`in de o makama bir daha dönmemek üzere veda edecegini anladi...

Bu ne zaman oldu Referandumdan hemen önce ve hemen sonra degil mi? Çünkü, Referandumdan hemen önce bütün kamuoyu arastirma sirketleri evet oylarinin %55-60 araliüinda yeralacagini tesbit etmislerdi. Ama, Bahceli buna inanmadi. Bu arada kamuoyu arastirma sirketlerinin "Simdi genel secim olsaydi oyunuzu hangi partiye verirdiniz?" sorusuna aldiklari cevaplar ise MHP icin %8,5- 10,5 araliginda seyrediyordu. Bahceli, buna da zerrece inanmadi, daha dogrusu inanmak istemedi. Nasil ki, referandum bitti ve kesin neticeler aciklandi, iste o dakika Bahceli, “Devlet(yani kendisinin)`in Bekası"nin gercekten tehlikede oldugunu farketti ve acilen o toplantiyi düzenledi.

Ve ardindan da geçmişte Ülkücü hareketin içinde yer alıp da şu veya bu şekilde MHP den uzaklas/an/tirilan bazi kimselerle telefonla veya yüz yüze konuşarak onlari yeniden partiye davet etmeye başladi. Eger bu operasyonlar basina yansidigi kadariyla kaldiysa DAG FARE DOGURDU demektir. Yani anlasilan o ki, Bahceli`nin tehlikede gördügü "Devlet`in Bekasi(!)" simdi iyiden iyiye tehlikeye düstü.

Sebebine gelince, bunu anlamak icin toplantidan sonraki gelismeleri degerlendirelim... Dikkat edilirse görülecektir ki, Bahceli`nin davet ettigi bu kisilerin hepsi, referandumdan hemen önce basina demecler vererek HAYIR diyeceklerini aciklamislardi. Yani bunlar % 58`lik evet`in icindekilerden -dagdan kacan kuslardan- degildiler. Ama buna ragmen bunlarin bile büyük bir kismi daha kendilerine telefon acildiginda böyle bir görüsmeyi reddederek sözkonusu davete hayir dediler.

Demek ki, MHP`nin baraj altinda kalmasi pahasina da olsa "Devlet Bey`in bekasi hic kimsenin umurunda degildi. Ve Güc Birligi icin yapilan o kadar yaygara da bosa gitmisti. Peki, Bahceli hatasini anlamis ve bu olaya “dağdan ha bir serce uçmus, daga ha bir serce  konmuş... dağın ne umurunda” değil de "dağa konan her serce kazançtir…" diye bakiyorsa ve gercekten Bahceli, kendisini elestiren ülkücüleri kuş değil de dava arkadaşı olarak görüyor ve rahmani isler yapmak istiyorsa o zaman sözü fazla uzatmaya gerek yok yapmasi icabedenleri hemen sayalim:

1- Bu dava Allah ve Peygamber yolunun davasidir dolayisiyla ülkücü hareketin temel degerlerinden asla uzaklasmamali.

2- Ülkücü Hareketin manevi önderleri olan Allah dostlariyla kucaklasmali onlarin teklif, tavsiye ve dualarini almali.

3- Bati medeniyetine özenen, kendi köklerini inkar eden pozitivist diktaci kemalizmden uzak durmali.

4- 12 Eylül ile hesaplasmayi parti politikasi haline getirip, yusufiyelilerden özür dilemeli.

5- Hala cezaevlerinde yatan, ülkücü mağdurlarımızı ve ailelerini sahiplenmeli.

6- Ülkücü şehit ailelerini ve gazilerimizi ziyaret veya davet ederek, rızalıklarını ve dualarını almalı.

7- Gurbet ellerde sürgün yaşayan ülkücüleri arayıp sormalı, yurda dönmeleri için yardımcı olmalı.

8- Genel secimde ülkücü olmayan hic bir MHP`liyi listelerin basina koymamali. Bütün il ve ilce teskilatlarina üyelik serbest edilip milletvekili adaylarini mutlaka il delegeleri seçmeli.

9- Özelestiri yaparak 57. hükumette yeralmanin tarihi bir hata oldugunu itiraf etmeli ve CHP ile de fikren, zikren, madden ve manevi olarak hic bir sekilde bir araya gelmeyecegini aciklamalidir.

Yusufiyeliler


MHP YÖNETiCiLERiNE HATIRLATMA...

Referandumda anayasa değişikliğine HAYIR diyenlerle Devlet`in Bekasi için Güç Birligi yapiyorsunuz ya...

Yaşar Okuyan ile Namık Kemal Zeybek`i de davet etmeyi unutmayın... Onlar sizden daha keskin HAYIR`cıydılar...

Yusufiyeliler


MHP`DE EKSEN KAYMASI ...

Prof.Dr. Ümit Özdağ ve Prof.Dr. Özcan Yeniçeri ile idolojik kadrolarını tazelemek isteyen MHP'de muhtemel bir eksen kayması bekleniyor.Çizgisi, ülkücü hareketin tarihi gelişim süreci içinde Prof. Erol Güngör, Seyyit Ahmet Arvasi, Osman Yüksel Serdengeçti, Nevzat Kösoğlu... gibi seçkin aydınlar tarafından belirlenen ve Başbuğ Alpaslan Türkeş tarafından siyasallaştırılan Müslüman - Türk'ün "Allah ve resülünün davası" olan Ülkücülük,aynı 1969 Adana MHP Kurultayı'ndan önceki dönemdeki gibi skolastik Kemalizme ve kuru Türkçülük çizgisine dönmektedir.

Yusufiyeliler