ALÇAKLAR, RECEP KÜÇÜKİZSİZ'E SALDIRDI...

16 yıldır Almanya'da sürgün hayatı yaşamakta olan Yusufiye Vakfı Genel Başkanı Recep Küçükizsiz’e Dortmund şehirinde menfur bir saldırı yapıldı. Dortmund Ülkü Ocağı’nın 24 Mart 2008 günü Çanakkale şehitlerini anmak için tertip ettiği “Çanakkale Geçilmez” isimli programa eşi ve çocukları ile birlikte katılan Recep Küçükizsiz, programın ilerleyen saatlerinde, daha önceden hazırlandığı belli olan bir tertip ile karşılaşmıştır.

Ailesi ile birlikte otururken Alsdorf Ülkü Ocağı Başkanı Menderes Toker tarafından “Almanya Türk Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Barboros Çalışcı sizinle görüşmek istiyor” denilerek salonun kapısına çağırılan Recep Küçükizsiz, dışarı çıktığında, etrafını çeviren Barboros Çalışcı ve yanındaki 6 kişinin kalleşçe saldırısına uğramıştır.

Bugüne kadar Türk Federasyon yöneticileri tarafından sürekli tehdit edilen Recep Küçükizsiz, orada bulunan ve olayı görenler tarafından saldırganların elinden kurtarılmıştır. Bu arada vücudunun muhtelif yerlerine ve özellikle de kafasına yediği darbeler neticesi yaralanan Recep Küçükizsiz, arkadaşlarının yardımıyla salondan ayrılmıştır.

Genel Başkanımız Recep Küçükizsiz’e yapılan bu saldırıyı nefretle kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

Bu saldırıyı gerçekleştiren alçakların -arkasındaki güçler kim olursa olsun- hakettikleri cezaya çarptırılacağına inanıyoruz.

Ayrıca, bütün ülkücülere bir çağrıda bulunuyoruz: Almanya Türk Federasyonu'nda bu tür eylemler yapacak kadar alçak insanları görevlendiren Devlet Bahçeli'yi, her yerde en güçlü ve sert bir biçimde protesto edelim.

Yusufiyeliler

 

YAZIKLAR OLSUN (Cafer Oruç)

Almanya’nın Dortmund şehrinde oturan, Mamak Zindanları’ndan arkadaşım Recep Küçükizsiz, eşi ve çocukları ile birlikte Dortmund Ülkü Ocakları’nın Çanakkale şehitlerini anmak için tertiplediği bir programa katıldığında, Türk Federasyon Genel Başkan Yardımcısı’nın ve yanına aldığı bir kaç Türk Federasyon etiketli çakalın saldırısına uğrayarak darp edilmesi Ülkücü Hareketin gündemine bomba gibi düştü.

Yaşanan bu olay karşısında, söylenecek tek şey var yazıklar olsun onlara... Bu dava uğruna yıllarını heba eden birine, böyle alçakça saldırı görevini veren, daha ülkücülüğün ne olduğunu bile bilmeyen Türk Federasyon etiketli üç beş çabulcuya bu işi İHALE eden o kendini bilmezlere yazıklar olsun...

Değerli Ülküdaşlarım, ne diyeyim, maalesef çile çekenlere, yıllarını heba edenlere bunları reva görenler... acaba hiç gece yataklarında vicdani muhasebe yaptılar mı, yoksa hep sarhoş kafayla mı sızdılar, bilemiyorum... Bu tür olaylar yalnız Almanya’da oluyor değil.. Maalesef her yerde -belki şiddet kısmı görülmüyor ama- dışlama vardır. Unutmayalım ki, Allah sabreden kullarını sever...

Şöyle bir geriye doğru bakalım, Ülkücü Hareketin 45 senelik mücadele tarihinde ülkücülere eşinin veya çocuğunun yanında kimler saldırmış? Evet, sadece Allahsız-Kitapsız komünistler saldırdı... Bu ne edepsizlik ya hu!...

Bunu yapanlar, Almanya Türk Federasyon’un resmi görevlileri sıfatını taşıyorlarmış. Buna inanmıyorum. Bunlar mı ülkücü??? Değil ülkücü, değil Türk, değil Müslüman... vallahi insan bile değil bunlar...

Değerli Ülküdaşım Recep Küçükizsiz’e ve ailesine geçmiş olsun diyorum. Ülkücü Harekete gönül verenleri tavır almaya davet ediyorum. Almanya Türk Federasyon bu ayıbı nasıl temizleyecek merakla bekliyorum... Biliyoruz ki, herkes tercihini yapmakta serbesttir ve hür iradesi ile kararını verir ama mutlaka neticesine de katlanır...

Cafer Oruç

 

7 ADAM (Mustafa Çakar)

Gerçi adam demek Adem demek yani insan demek... Size insan denmez, insan olan yapamazdı bunu. Belli ki şekliniz insanı andırsa da insan olamazdınız. 7 kişi bir olup koskoca Recep'e saldırdınız... Siz koca yürekli 7 DEV ADAM’mışsınız... Geceleri koynuna girdiğiniz eşiniz ne kadar gururlansa azdır. Ya sen Kürşat bıyıklı bekar delikanlı yavuklunun içi içine sığmıyordur. Bütün övgüler az size. 7 kişi bir ülkü devini yere düşüdünüz. Velhasıl ERKEK mişsiniz, siz 7 DEV ADAM mışsınız...

Recep; MHP Adana Davası’nın idamlık sanığı, Mamak zindanlarının hücrelik mahkumu, 16 yıldır davasının sürgünü ve dahası 80 öncesinin vatan hainlerinin kabusu... Misafir gelmişti evinize ki, bir zamanlar ev sahibi idi. Eşi ve çocukları vardı yanında. Bir devrin kahramanlarının onurlu destanlarını izletecekti o küçük yürekli yavrularına. “Çanakkale Geçilmez” diyen bir neslin torunları olmanın gururunu yaşatacaktı Dortmund’ta minik çocuklarına...

Ve siz kadınının, çocuklarının önünde saldırdınız o yiğit adama. Bunu her insan yapamazdı... Hele Türküm diyene, ne ülkücü terbiye ne töre ne de İslam izin verirdi. Çanakkale’de esir düşen Anzaklara bile merhametle yaklaşan, matarasındaki suyu bile paylaşan, Çanakkale Destanı’nı yazan bir milletin  evladi bu kancıkça saldırıyı yapamazdı.  Ve siz bunu başardınız ... Siz 7 DEV ADAM’mışsınız.

Recep hacı oldu, kutsal topraklarda varsa hakkını helal etti gönüdaşlarına... Kırdığı gönüller için de helallik istedi o 46 yaşındaki güzel insan... Ona el kaldırmak müslamanca bir tavır değildi. Oysa ROBOTLAR emre göre hareket ederlerdi . Öyle programlanmıştınız. Düşünmek, şuurlu hareket etmek insani vasıflardı. İnsani vasıflardan mahrum ROBOTCUKLAR bunu nasıl düşünsün? Masum birine saldırma alçaklığını gösterdiler... Siz aslında 7 DEV ADAM’dınız...

Ne Japon teknolojisi, ne Microsoft böyle iyi programlanmış robotlar geliştiremedi. Sıfır hata ile vazifenizi yaptınız. İnanın Hollywood bile bunu sanal olarak filme aktaramadı... Biz sizinle çok gururlandık. Eser Türkün olunca serde de Türkçülük olunca gururumuz bir kat daha arttı. Hele eşiniz, yavuklunuz, Türklerin yakıldığı o ülkede ne tarifi  imkansız mutluluklar yaşamıştır. Ya sizi icat edip programlayanlar..? Sıcak, demli çaylarını içerken göbeklerini kaşıyarak eserleri ile gurur duyuyorlardır... Siz 7 DEV ADAM’sınız...

Apo asılmamış, doğuda isyan başlamış, vatan toprakları karış karış satılıyormuş, Kerkük kan ağlıyormuş, Mehmetçik kendi vatanında şehit düşüyormuş, bunları yapanlara kalkmadı kırılasıca elleriniz. 44 yıllık hareket yüzde 14’lerde kalırken, yüzde 86 neden bizi türbine çıkardı diye dert etmedi o programlanmış beyinleriniz. Meclise oturanların da 40'ı gitti üye oldu Küba Dostluk Derneği’ne. Ama Avrupa’da sürgünde yaşayan ülkücülerin ziyaretine gitmek birinin aklına gelmedi. Bu acıklı hali de dert etmedi o programlanmış beyinleriniz. Sen bekle Kerküklüm, sen bekle çekik gözlü Türkistanlım, sen bekle Anadolum. 21. asır, “Türk Asrı” olacakmış, 2023’de “Türkiye Lider Ülke” olacakmış, DPT’ye uzanan eller, Perinçeklere “Kızılelma” diye uzanan eller, birgün sana da uzancakmış.. Bekle millettim...Bütün bu yazılanlardan zerre kadar etkilenmediğinize eminim robotcuklar, siz her türlü etki ve tepkiden uzak 7 DEV ADAM’sınız.

Evet sözün bittiği yere geldik 7 DEV ADAM... Unutmayın ki, sizi robotlaştıranlar, sizi programlayanlar bir gün kendi zevkleri tatmin etmek için size yeni bir ayar verirlerse işte o zaman acı sinyaller vermeye başlarsınız ve arkanıza takılan o fiş çekilinceye kadar bip, bip, bip diye ötersiniz. Sizi kınıyorlar. Kimisi “alçakça saldırı”, kimi “utanmazlar” diyor. Kimisi de belki cennet mekan Sultan 4. Murad Han gibi 200 okkalık gürz ile başınızı ezmek için bekliyor ama ben sadece yüzünüze tükürüyorum... Çünkü, siz 7 CÜCE ADAMSINIZ.  

Mustafa Çakar

 

BUNUN ADI ALÇAKLIKTIR (Ömer Ağdemir)

İlk defa internette tanımıştım kendisini. Bir arkadaş vesile olmuş ve MSN'de sohbet etmiştik. Hatta o zamanlar "Kutlu Dava" sitesi için bir de özel yazı yazmış, hapishane hatırasını anlatmıştı.Türkiye’de on bir yıl hapis yatmış, sonra bakmış ki, tekrar içeri alacaklar, firar etmişti kendi ifadesi ile. Almanya’da yaşıyordu ama Türkiye’yi hiç ihmal etmiyordu. Dava arkadaşları ile irtibatını kesmediği belli oluyordu. Gerek tahliye olup işini gücünü kuranlar ve gerekse de hala Medrese-i Yusufiye'de yani hapiste olanların derdi ile hemhal oluyordu.

Bütün bunların haricinde beni hayran bırakan bir uğraşısı daha vardı; şehit ülkücülerin mezarları ve aileleri ile de ilgileniyordu. Bir gün MSN’de kendisi ile yazışırken bana on kadar isim vermiş ve bunların Sivaslı ülkücü şehitler olduğundan bahisle bu mübareklerin mezarlarını bulup resimlerini çekip çekemeyeceğimi sormuştu. Ben hayretler içinde bu konu ile alakadar olacağımı söylemiştim. Ama verdiği ona yakın isimden sadece bir tekinin mezarını bularak ağabeyimizin isteğini yerine getirebilmiştim. İş bununla da kalmamıştı. Ağabeyimiz bana gerekli malzemeyi kendisinin temin etmesi şartı ile o şehidimizin mezarını boyayıp boyayamayacağımı sordu. Ondaki bu ahde vefa duygusu beni çok etkilemişti. Bırakın yaşayanları bu dünyadan göçüp gidenlerle bile bağını kopartmıyordu. Bu kişi ağabeyimiz Recep Küçükizsiz idi.

Yusufiye Vakfı Genel Başkanı Recep Küçükizsiz, hapisteki ülkücülerin dertlerini dert edinen Recep Küçükizsiz. Bilmem hangi şehrin mezarlığında 1980 öncesi kahpe kurşunlara gelerek şehit olmuş Ülkücü Şehitlerin mezarlarını bulup onartan, güzelleştiren buna vesile olan, öncülük eden Recep Küçükizsiz. Küçük büyük ben ülkücüyüm diyen herkese değer veren onlarla dost olan bir ağabey. 

Eminim ki, Recep ağabeyin sürgünde olmasından Türkiye ve Türk gençliği çok şeyler kaybetmekte.  Ve o hala sürgünde vatan özlemi ile kavrulup sürünürken, çıkardığı af yasası ile PKK’lıları affedip de onu ve onun durumunda olan ülkücüleri bu yasa kapsamının dışında bırakanlar utansın.

Fakat görünen o ki onlar için yaptıkları bu zulüm yetmemiş, bu utanmazlık yetmemiş, bu azgınlık yetmemiş. Dün Sadi Somuncuoğlu’nun tartaklandığı gibi, Abdulkadir Erdil Hoca’nın baskına uğradığı gibi, Recep ağabeyimize de kalleş bir saldırı düzenlenmiş ve ailesinin yanında darp edilmiş. Bu haberi öğrenince tüylerim diken diken oldu. Bu nasıl bir vicdansızlıktır?

MHP sanığı olan ve MHP Davası sebebiyle hapis yatmış, MHP için de sürgünde yaşamaya mecbur olan bir kişinin yine bazı alçaklar tarafından MHP  için darp edilmesi ne yaman çelişkidir? Adım gibi biliyorum ki, dün Sadi Somuncuoğlu’na ve Abdulkadir Erdil’e yapılan saldırıların ardında kim varsa Recep Küçükizsiz’in darp edilmesi olayının ardındaki kişi ve kişiler de aynıdır. Seminerlerinde "Ülkücüler, Hz. Peygamberi her yönüyle örnek alır" diyen Recep ağabeyin, mücadelesini bundan sonra da aynı çizgide sürdüreceğinden eminim.

Almanya gibi bir yerde, Kürtlerin terör estirip Türkleri dükkân dükkân PKK adına haraca kestiği bir ortamda, Türk’ün Türk’e yaptığı bu muameleyi affetmemiz mümkün değildir!  Hele hele bunu birileri çıkıp da ülkücülük adına ülkücülüğün çilesini çekmiş bir ülkü devine yapıyorsa bunun adı düpe düz zirzopluktur. Fiili yapanlarda alçaktır.

Madem o kadar yüreğiniz ve bileğiniz sağlam Almanya’da terör estirip Türkiye aleyhine çalışan PKK’lılara yapın bu yiğitliğinizi… Ama biliyoruz ki, bu akıl sizin aklınız değil ve siz uzaktan kumandalı oyuncaklarsınız. Ve kumandanızın da kimlerin elinde olduğunu da biliyoruz. Unutmayınız ki “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” kumandanızın elinde olduğu ağalarınızın da elbet bir gün saltanatı söner yine biz bize kalır yüz yüze bakarız. Tabii o gün geldiğinde yüzümüze bakacak yüzünüz kalırsa.

Bu vesile ile Recep ağabeye hürmetlerimi sunuyor, geçmiş olsun dileklerimle beraber acil şifalar diliyorum.

Ömer Ağdemir

 

YAZIKLAR OLSUN (Ahmet Doğan)

Ülkücü Hareketin sembol isimlerinden Recep Küçükizsiz'i daha Almanya'ya geldiği ilk günden beri tanıyanlardan biriyim. Bir kaç arkadaş onu havaalanında karşılamıştık. 12 Eylül öncesindeki kanlı devrin kahramanlarından, 12 Eylül sonrasındaki karanlık devrin zindanlarda çile dolduranlarındandı. Onu Almanya'ya Başbuğ yollamıştı. Gelir gelmez Türk Federasyon'da göreve başlamış, Ayhan Özer başkan görevi bırakınca da Türkmen Onur ile birlikte çalışmıştı. Türk Federasyon'un tarihine altın sayfalar olarak geçen o dönemde Türkmen Onur'un kadrosunu oluşturan ekip Recep Küçükizsiz, Suat Başaran, Nadir Altındal ve Osman Şeker gibi ülkü beylerinden oluşuyordu.

Sefalet yuvası Taunus Caddesi'ne kadar düşmüş Türk Federasyon Genel Merkezi, bu ekibin üstün gayretleriyle oradan kurtarıldı. Senelerdir bir türlü belini doğrultamayan Türk federasyon, bu ekibin samimi ve can siperane çalışması ile bütün Almanya çapında üyeler buldu ve Frankfurt'taki dünyaca meşhur Messe Halle'de Kurultay'ını yapacak seviyeye geldi. Türk Federasyon ilk defa o dönemde kültür faaliyetlerine kitap yayınlamayı da ekledi. Rahmetli Başbuğ'un ve rahmetli İlhan Bardakçı'nın kitapları o dönemde basıldı. Ozan Arif, seneler sonra yine o dönemde fırtınalar gibi esme imkanı buldu.

Burada uzun uzadıya Türk Federasyon'un tarihini anlatacak değilim. Atalarımız, "Yiğidi öldür ama hakkını yeme" diye boşuna dememişler. Bugün o ekibin nerede olduğuna bakıyorum. Türkmen Onur, biçare bir şekilde Federasyon'dan atılmış. Nadir Altındal, unutulmuşluk girdabında kaybolmuş. Osman Şeker'in akıbetini bilen bile yok. Bir zamanların gözdesi Suat Başaran ise buruşturulmuş bir kağıt gibi bir köşede. Pekiyi aramızda yaşayan Recep Küçükizsiz'e yapılan bu saldırı neyin nesi?

O Recep Küçükizsiz ki, değil senelerce hapislerde yatmak, teşkilatlarda görev yapmak bunların hiç birini yapmamış olsa bile sadece BU DAVAYA CAN VERENLER gibi iki ciltlik dev eseri ile Ülkücü Hareketin tarihinde saygı ile anılmaya yetecek değerde bir insandır. İnternet sitelerine girip bakın, ülkücü şehitlerle ilgili bütün bilgilerin yazıların kaynağı Recep Küçükizsiz'dir. Onun ŞEHİTLER ÖLMEZ isimli eserini gözleri yaşarmadan okuyan var mıdır? Kahramanlık devrinin yazılmamış destanlarına kaynak olacak hemen bütün yazılar onun kaleminden çıkmıştır.

Recep Ülkücüdür! Haksızlık karşısında susmaz. Döverek, söverek onunla baş edilebilseydi 12 Eylül'den sonra bu ismi bilmezdiniz. Recep Bahçeli'yi eleştiriyormuş. İyi de yanlış yaptıkları zaman Şefkat Çetin'i, Ali Güngör'ü, Yaşar Yıldırım'ı da eleştirmedi mi?

Sonuç olarak saldırıyı şiddetle kınıyorum. Yabancılara çiçek atanların bu dava için cezaevlerinde yatmış, ömrünü bu davaya adamış bir arkadaşımıza yumruk atmasını vefasızlığın en büyüğü olarak görüyorum. Artık, Avrupa'da Ülkücü Hareketin kimlerin elinde heder olduğunun görülmesi gerekir. Türk toplumunun hiç bir meselesine kafa yormayan, icraat yapmayanlar ancak böyle seviyesiz işlerle gündeme gelirler. Yazıklar olsun.

Ahmet Doğan

 

ÜLKÜCÜ TAVIR  (Cemal Öztaş)

Yıl, 1970 – 1980...

On bin yıllık Türk Yurdu Anadolu kan ağlamakta,

Caddeler semtler kentler işgal edilmiş,

Kurtarılmış bölgeler oluşturulmuş,

Türk vatanında Komünist Cumhuriyetler ilan edilmek üzere.

Ve Direniş...

Başbuğ Alpaslan Türkeş’in komutasında Kutlu Direniş  başladı.

Bozkurt yeleli Türk çocukları “Bayrak İnmez, Ezan Dinmez” dediler.

“Bismillah” diyerek hançerlerini komünizm denen canavarın tam bağrına sapladılar.

Ülkücü Şehitler...

Bu “Türk’ün Ateşle İmtihanı”nında "Kanımız aksa da zafer İslam'ın" diyen beş bin ülkücü "Şehit" oldu.

"Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez" diyen binlerce Türk çocuğu kızıl kurşunlara hedef olup “Gazi” ünvanını aldı.

Yetmedi, Türk Devleti’nin bağımsızlığı için mücadele eden binlerce Bozkurt zindanlara layık görüldü. hepsi "Yusufiyeli" oldu.

Ve Recep Küçükizsiz...

Bu Kutlu Direniş’in sembol isimlerinden, yaşayan efsanelerindendi o,

Kutlu Direniş’in “İstiklal Savaşı”nın tam ucunda savaştı o,

Bu Kutlu Savaş’ta, Türklüğün Direnişi’nde vurdu, vuruldu o,

Bu sebeple, Başbuğu ile birlikte idamla yargılandı.

Gençliğinin baharını, yar göğüsünde değil işkencehanelerde, Mamak Zindanları’nda geçirdi.

Ülkü Uğruna Vatandan Gurbete Sürgün...

Bu Allah’a ve Türklüğe adanmış ömrün çilesi zindanlarda da son bulmadı.

Bu şerefli ve başı dik hayata bir de gurbet elde "Sürgün" layık görülmüştü.

Anadan, babadan, sıladan ayrı, tam 16 yıldır sürgün hayatı yaşıyordu.

Bozkurt’a Kahpe Pusu...

Dün uğruna savaştığı, bugün de mücadelesini verdiği Dava’sını “sahiplenenler” pusu kurdular.

Türk Töresi, İslam Ahlakı bir tarafa insanlık onuru ayaklar altına alındı.

Recep Küçükizsiz’in şahsında Ülkücü Şehitlere, Ülkücü Gazilere, Başbuğ Alpaslan Türkeş’e saldırıldı.

Bu saldırı, Ülkücü Hareket’in Şanlı Mazisi’ne ve bütün Türk Milliyetçileri’ne yapıldı.

Evet, bu saldırı bize kızıl Moskof kurşunlarından daha ağır geldi.

Ve Şimdi Ülkücü Tavır...

Ülkücülük, “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” diyor ise eğer,

Ülkücülük, “Zalimlerin zulmüne karşı durmak”, "Bozkurtça  başkaldırmak ve direnmek" ise eğer,

Ülkücülük, "Haysiyetli ve şerefli bir tavır almak" ise eğer, O zaman gereği yapılmalıdır...

Son Olarak... Ya herkes susacak ve sırasını bekleyecek, Ya da kahpeliği “Türk Töresi” diye koyan yerlere çarpı çekip herkes “Ahde Vefa”nın yanında yer alarak “yapan ve yaptıranlar”dan adaletle hesap soracak...

Cemal Öztaş

 

VEFA HALA BİR SEMT İMİŞ BE REİS! (Tekin SARI)

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Haksızlık karşısında susan dil şeytandır.” Bir devrin çilesini, bir devrin mücadelesini, bir devrin acısını bilen ve o devrin yazılan destanına teri ve kanıyla katkıda bulunan bir dava adamının, Allah’a ve O’nun Resulüne şeksiz şüphesiz imanın etmiş bir inanç adamının Peygamber Efendimizin bu sözünü bilmemesine imkân yoktur. Ve bu sözü duyup bildiği halde bu söze muhalefet edercesine gördüğü haksızlıklar karşısında susması ve bu sözün muhatabı olmasını o dava ve inanç adamından beklemek cehalettir.

Bahsettiğim dava ve inanç adamı Yusufiyeliler Vakfı Genel başkanı Recep Küçükizsiz’dir. Ömrü mücadele ile geçmiş ve bu mücadelenin çilesini çekmiş bir ülkücü kardeşimizdir. Ben onu tanımam o da beni tanımaz. Ama eminim ki Ülkü adına kalbimiz birlikte atmaktadır.

Recep Küçükizsiz haklı olarak MHP Genel Başkanı ve MHP Yönetimini bir ülkücü olarak eleştirmektedir. Haklıdır çünkü bu davanın çilesini çekmiştir ve iktidar avantajını elinde bulunduran partisinden ülküsü ve ülküdaşları adına bir şeyler beklemektedir.

1960’lı yılların sonundan itibaren partileşerek Türk Siyasi hayatında arzı endam eden bir oluşum ancak ve ancak 1999 yılında sağın en çok oy alan partisi konumuna gelmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli kararları vermeye hak bulmuştur. Ancak gel gör ki ilk yanlış daha seçim gecesi ortaya çıkmış MHP Genel Başkanı verdiği beyanatla MHP’nin koalisyon çalışmalarında manevra alanını daraltmıştır. Öteki sağ partilere “hele biraz dinlensinler” demek bir hatadır ve bu hatayı da aklı başında her ülkücü dillendirmek zorundadır.

Daha sonra TBMM Başkanlığı ilk dönem koalisyonun en küçük ortağı ANAP’a kaptırılmıştır. Bu da siyasi bir hatadır ve tavizdir.

Bir diğer hata Ecevit’in dümen suyuna kapılarak Çankaya Köşkünü tescilli bir solcuya kaptırmaktır. Hele hele bu süreç içinde MHP’nin ak saçlılarından diye tabir edeceğimiz Sadi Somuncuoğlu’na layık görülen muamele ne ülkücüye, ne ülkücülüğü, ne de ülkücü ahlaka sığmamıştır.

Seçilen cumhurbaşkanının makamında otururken hapishanede bulunan yüzlerce PKK ve sol örgüt mensubunu affederek hürriyetlerini vermesi ve bu tahliye olanlardan bazılarının eyleme karışarak tekrar tutuklanması pek çok yüreği kanatmıştır.

Sevgili Recep Küçükizsiz’i asıl çileden çıkaran sebep bence gündemde Rahşan Affı diye bilinen af tasarısıdır ki, bu af tasarısı ile bütün bölücüler serbest kalırken çıkan bu aftan sırf ülkücüler yararlanmasın diye ek madde konulmuştur.

Şimdi empati yapalım ve kendimizi Recep Küçükizsiz ve onun gibilerin yerine koyalım. BİR mücadeleye girmişsiniz, o mücadeleden dolayı suç işlemiş veya işlememişsiniz ama ceza almışsınız. Bu mücadeleye girmenize sebep kuruluş gün gelmiş baş olmuş ve bir af çıkarmış ama sizin yararlanamamanız içinde şerh düşmüş. Tepkiniz ne olurdu?

Veya bu mücadeleden dolayı hüküm giymiş cezanızı yatıp çıkmışsınız. Ömrünüz gitmiş. Aç bil aç yaşıyorsunuz. Bir evladınız var uğruna didindiğiniz kuruluş baş olmuş ve istiyorsunuz ki evladınıza bir iş imkanı sağlansın. Ama kapılar yüzünüze kapanıyor. Kadrolaşmama kararı alınmışmış koalisyon ortaklarınızla bu karara muhalefet edemezlermiş ortaklara ayıp olurmuş. Ama yine biliyorsunuz ki ortaklar pek çok solcuyu el altından iş sahibi yapıyor. Peki, siz partinizin bu basiretsizliğine kızıp eleştirmez misiniz? Otuz yıllık mücadelenin sonucunda bir kez gelinen iktidar koltuğunda mensuplarınıza hizmet etmeyecekseniz kime hizmet edeceksiniz? Adamın kendi ömrü gitmiş ama bu size yetmiyor öyle değil mi? İstiyorsunuz ki evladı da ömrünü sizin için bahşetsin.

Öyle yağma yok efendiler. Amiyane tabirle “artık maymun gözünü açtı” oylar boşuna AKP’ye gitmiyor artık. Ya ahde vefa gösterecek mensuplarınızı gerek davaya hizmet ile manevi olarak ve gerek de iş aş bulmak suretiyle maddi olarak hoşnut edeceksiniz. Mensuplarınıza vefa’nın sadece İstanbul’da bir semt olmadığını ispatlayacaksınız. Yoksa size o iktidarı verenler malumunuz üzere indirmesini de çok iyi biliyorlar.

Partiler ve Genel Başkanlar katiyen eleştirilmez değildir. 12 Eylül öncesi şartlarında söylenmiş olan “Lider, teşkilat, doktrin eleştirilmez” saçmalığını kendinize kalkan etmekten vazgeçin artık.

Ne zaman 1980 öncesi zamandır, ne de bu millet 1980 öncesinin seçmenidir.

Ya bulunduğunuz koltuğun hakkını verir davanızı adam gibi anlatır geniş kitlelere ulaştırırsınız, mensuplarınızın gönlü mutmain olur ya da eleştirilere tahammül edersiniz.

Ya ahde vefa gösterir sizi seven sizi destekleyen insanlara bu sevginin ve desteğin karşılığını verir, miting meydanlarında hoşunuza gitmeyen bir durum gördüğünüz zaman hemen birilerini azarlamazsınız ya da bunu eleştirenlere tahammül etmesini öğrenirsiniz.

Ya bir idealin bir davanın partisi olur ona sahip çıkarsınız.

Ya da partiyi şu an yaptığınız gibi idealsiz ve davasız bir merkez partisi haline dönüştürmek suretiyle kişiliksiz bir vaziyete sokar popülizm yaparsınız ve bunu eleştirenlere de kızmazsınız.

Ya ülkücülere, ülküdaşlarınıza sahip çıkar onlara parti yönetiminde görev verir tabanınızın sesine kulak verirsiniz.

Ya da orijini ve şahsiyeti belli olmayan isimleri sırf vitrin olsun diye yönetime alır, ülkücülük adına mücadele vermiş kişiler hakkında olur olmaz konuşturur ve tabanın homurtusuna ses etmez kulağınızı tıkarsınız. Ve yapılan eleştiriye kulak asmazsınız.

Ama hiçbir hak ve surette eleştiri yaptı diye birinin üzerine köpeklerinizi salma hakkınız yoktur.

Tekin Sarı

 

LAFIMIZ SİZE ! (Bünyamin Çiftçi)

Ağabeylerinin gözüne girmek, bulunduğu ortamda hızlıca yükselmek için ortaya atılıp kırılası ellerini Recep Küçükizsiz'e kaldıranlara bir lafımız yok, onlar öğrendiklerini, doğru bildiklerini yapmışlardır.

Lafımız size! Evet siz;  talimatı verip o melun işi yaptırdığınız

Lafımız size! Evet siz;  talimatı verip o melun işi yaptırdığınız bu idrak fakiri, ucube nesli yetiştiren, var eden ve nemalananlar; 4 Nisan 1997’den beri hareketin sırtından inmeyenler, köhneleşme payeleri apoletlerinden taşan sülükler, ser’i bedenine izansız hormonal defolular size sözümüz…

Bundan 386 yıl önce Sultan Genç Osman, bugünkü adı Sultanahmet Meydanı olan At Meydanı'nda, sizin dedeleriniz tarafından odalık entarisiyle başı açık yalınayak sürüklenip, bin bir hakaret ve tacize maruz kalırken, çocuk yaşta tebdili kıyafetle bütün olanları gözleyen ve bu ihanet senaryosunda başı çekenleri beynine nakşeden şehzade Murat, her ne kadar sinirden dudaklarını kanatsa da, sabredip kudret kemendini eline geçirdiğinde, 200 okkalık meşhur gürzüyle o hain başları birer birer ezmiştir.

Biz Murat Han nesliyiz, Ülkücü Hareket'in tarihine işlediğiniz her kara lekede sizi beynimize nakşediyoruz. Günü geldiğinde o gürzü kaldırmayı da kaldırdıktan sonra hangi başları ezeceğimizi de çok iyi biliyoruz…

Bünyamin Çiftçi

 

CANIMIN CANI YANDI (Mustafa ASLAN)

Bölücülere, hainlere, yerlişbirlikçilere, uzaktan kumandalı Dolma Kalemlere, Karen Fogg çocuklarına, Atatürk hasımlarına, Cumhuriyet Kazanımlarını reddeden nankörlere karşı şahlanmış olan Türk Milliyetçisi cesretim uuutaaaandııııı ...

PKKlılara karşı susanlar, Bayrağımıza olmaz hakaretleri yapanlara karşı susanlar, Atatürkümüze, Cumhuriyetimize, Üniter Milli Devletimize saldırılarda susanlar, PKKlıların sokak gösterilerinde oda hapsinde göz altında tutulan Ülkücülükten Geçinenlerin yönlendirdiği, taraftarlar, Recep KÜÇÜKİZSİZe saldırmışlar...

Kim mi Recep KÜÇÜKİZSİZ ? Yusufiyelere sorun...

Daha önce de taraftarlıklarını belli edebilmek için Başbuğumuzun kabrini ziyrete gelen eski Ülkü Ocakları genel Başkanına saldırarak tartaklamışlardı

Başbuğumuzun el yazısı ile ve imzlı olarak cezaevinden gönderdiği mektubunda, methiyeleriyle ödüllendirerek trif ettiği Ülkücü Hareketin Kadir Hocası, Avukat A.Kadir ERDİL Ağabeyimizin de televizyonda canlı yayınını basmışlardı Ki bahse konu aynı mektupta Başbuğumuz, bu taraftarların ateşli taraftarlığını yaptıkları Bahçeli için de ne methiyeler yapmıştır, malûmdur

Yine bu taraftarlar, Genel başkanlığa aday olabilmek için kendilerini evlerine kapatmış olan Ülkü Devlerini ziyret için Anadoluyu gezen, Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞa da baltalarla, sopalarla saldırabilecek kadar gözü kara yiğitlerdir...

Ülkücülüğü tescîlli, İsrafil KUMBASAR Kardeşimize saldırabilecek kadar da yiğittir bu taraftarlar

Bu taraftarlar ülkücüden başkasına saldırmazlar, saldıramazlar ve saldırtılmazlar...

Bahçelinin genel başkanlığından sonra, daha doğrusu teşkilatları işgl edip Ülkücü Hareketin temel taşlarını teşkiltlardan dışlamaya başlamasından sonra, MHPyi terk ettikleri için sevindikleri ama Bahçeli aleyhinde konuştuklarında anlatılmaz şekilde rahatsız oldukları Ülkücülerden başkasına saldırmazsaldıramazsaldırtılmazlar bu taraftarlar...

Geçmiş olsun Ülküdaşım

Bilirim İlla dostun gülü yaralar beni. diye Pir Sultanca söyleniyorsun şimdi Allah aşkına söylenmeğe bile tenezzül etme Vallahi bu taraftarlar mazurlar Bu heyecanlı ve hayatlarında iki kitap okumadıkları gibi, iki ağabeylerini de dinlememiş bu zavallı taraftarlar mazurdurlar

Türk Milletinin siysi refleksi olan Ülkücü hareketi ve ülkücüleri pasifize etmek için özel gayrette olan kişilerin taraftarlığını yaparken Ülkücülük yaptıklarını zanneden bizim zavallılarımızdır bunlar...

Bunların ülkücüye benzer tek yönleri sadaktleridir. Sadece bu özelliklerini bile bozulmadan muhafaza edebilirlerse yarın, hareketin gerçek sahipleri meseleye sahiplendiğinde, bunlar tedrîse tabi tutularak ülkücüleştirilebilirler...

Bu taraftarlara kızmaya tenezzül etmezsin değil mi Ülküdaşım...

Bu, maalesef tarihin çok garip bir tecellîsidir Ülkücülükten geçinenlerin kışkırtmasıyla ülkücü geçinenler, ülkücülere devrimcilikten geçinenlerin kışkırtmalarıyla devrimci geçinenlerin devrimcilere saldırdığı, çok zlim bir süreçteyiz

Gerçek mücadele adamları mücdele sahasından uzaklaştırılınca da meydan acemîlere kalıyor ve BOP Eş Başkanlarının, Dinlerarası Diyalogcuların, Medeniyetler Arası İttifakçıların, Haçlının yerli işbirlikçilerinin, Karen Fogg Çocuklarının Türk Milletine zulmü söz konusu oluyor

Canımın canı acıdı Ülküdaşım

Canımız sağ olsun Ko bize vuran balta olsun, nasılsa sapı bizden be Recebim...

Hep cenze namazlarında saf tutmayacağımızı, her zaman omuz omuza olacağımızı en kısa zamanda bu ürkeklere göstermek zorundayız Sadece kurt duruşumuzla durup, sadece Türk yüreğimizle affedip bunları utançlarıyla başbaşa bırakmak bize çok yakışır. Tabi utanacak yüzleri hl varsa... Canımın canı acıdı.

TÜRKÜM. BU AD HER ÜNVANDAN ÜSTÜNDÜR.

Selm, sevgi, dua...

Mustafa ASLAN

 

ORMANLARINIZI YAKANLAR KAHROLSUN..! (Bekir AKOĞUL)

Sevgili ağabeğim, aile dostum Recep Küçükizsiz'e geçen gün adice bir saldırı yapıldı. Bu olayın içinde yer alanların insaniyetle bir alakasının olmadığına inanıyorum. Bu sebeple saldırganlardan ziyade ormanları yakanlara kızıyorum. Ve buradan bütün gücümle "YAŞADIĞINIZ ORMANLARI YAKANLAR KAHROLSUN'' diye haykırıyorum.

Zira yaşamış olduğunuz o ormanlar yakılmamış olsaydı, bugün insan kılığına girip aramıza karışamayacaktınız. O işgal etmiş gibi hak etmeden oturmuş olduğunuz o makamlarda bulunmayacaktınız. En sonuncusunu Recep ağabeğe yaptığınız, sizlere has o adice saldırıyı asla gerçekleştiremeyecektiniz. Evet, tekrar "Ormanlarınızı yakanlar kahrolsun" diyorum.

Ülkücü Hareket'in 12 Eylül gazisi, sürgündeki sabır abidesine saldırmak olsa olsa ancak ''İRİ'' cüsseli ''UZUN'' tırnaklı ve ''BOL'' kıllı olan mahlukların işidir. Eşininin ve çocuklarının olduğu bir ortamda Recep Küçükizsiz'e böyle adice bir saldırıyı gerçekleştirenlere ve bugüne kadar olayı kınadıklarını belirten bir açıklama yapmayarak bu seviyesizce saldırıyı sahiplenenlere "YAŞASIN ORMANLAR, YAŞASIN DOĞAL HAYAT" diyorum.

Ama hiç kimse merak etmesin bunlar en kısa zamanda tekrar o eski  doğal yaşantılarına döneceklerdir. İsteseler de istemeseler de onları doğal hayat sahalarına göndermek bundan sonra bizim boynumuzun borcudur. Son olarak tekrar "YAŞASIN ORMANLAR" diyorum; üzerine alınanlara ve ''hak'' edenlere...

Bekir AKOĞUL

 

TÖRE TERÖRÜ ALMANYA'DA (Yavuz Selim DEMİRAĞ)

Adı “teşkilat töresi” konan alçak saldırılar sınır ötesine uzanıp Almanya’ya kadar vardı. Kötü gidişattan endişe duyup da bunu açıkça ifade edenlere Türkiye’de tahammül edilmediğine tanık olmuştuk. Ancak eleştiriye tahammülsüzlüğün Almanya’da şiddet boyutuna ulaşabileceğini tahmin etmiyordum.

Recep Küçükizsiz tam oniki yılını hapishanelerde geçirmiş onaltı yıldır da Almanya’da yaşayan yiğit bir ülkücüdür. O’nu Bursa E Tipi Cezaevinde yatarken tanımıştım. Bir dönem hapishanelerde baş gösteren fikir kırıklığı O’nun yanından bile geçmemişti. İdam, müebbet hapis gibi hakkında verilen cezalara aldırmayıp inandığı fikirleri duvarlar arasında savunmaya devam eden Çukurova delikanlısı, gençliğini darbenin hapishanelerinde bıraktı. Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği senaryolarına karşı en sert tavrı takınan onulmaz Türkeşçi Recep, mahpus damlarında okumaktan, yazmaktan, yorumlamaktan ve araştırmaktan bıkmadı.

İdeallerinden ve ülküsünden asla vazgeçmeyen Recep Almanya’da da boş durmuyor. Başkanı olduğu Yusufiyeliler Vakfı adına Türk Milliyetçilerini ilgilendiren her toplantıya katılıyor. İnternet sitelerinde zaman zaman yeraltındaki şehidlerin yeryüzündeki temsilcilerinden birisi olarak hesap soruyor. Binlerce şehidi, onbinlerce gazisi, yüzbinlerce istikbali alınan nesil adına kötü gidişata bazen isyan ediyor. Ülkücü Hareketin şehidlerinin ölümsüzlüğüne inandığı için onların hayatlarını kitap haline getiriyor, ta Almanya’dan Türkiye’ye telefon ve internet ile ulaşıp ülkücü şehidlerin mezarlarının yapım ve onarımı için çaba sarfediyor. Yetimlerin okulları ve bursları için uğraşıyor. Kısacası birilerini yaptığı çalışmaları ile rahatsız ediyor.

Recep geçtiğimiz ay yani 24 Mart’ta Almanya’nın Dortmund kentinde Ülkü Ocaklarının düzenlediği “Çanakkale Geçilmez” isimli geceye eşi ve çocuklarıyla katılıyor. Ocak Başkanı olduğu söylenen Menderes Toker tarafından “Almanya Türk Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Barbaros Çalışçı sizinle görüşmek istiyor” diye eşi ve çocuklarının yanından dışarı davet ediliyor. Çalışçı ve yanındaki altı tetikçi tarafından feci şekilde dövülüyor.

Aynı gece Ozanların Piri Arif Ağabeyim telefon edip durumu bana iletirken sesi titriyordu. “Bunu da yaptılar” dedikten sonra Recep’in telefonlarını verdi ama teknoloji fukaralığım yüzünden o gece ben ulaşamadım.

Recep de “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı yüzünden bir süre etkili ve yetkililerden özür bekledi. Ama bırakın özür dilemeyi tehditler artınca durumu yargıya intikal ettirmek zorunda kaldı.

Almanya’daki terör burada bitmiyor elbette. Meydanı boş bulanlar 20 Nisan günü yine Dortmund’da piyasaya çıktılar. Alparslan Türkeş’i Anma Toplantısı’na katılan iki ülkücü Almanya Federasyon Başkanı Şentürk Doğruyol’un bulunduğu salonda feci şekilde dövüldü. Aldığı ağır darbeler yüzünden halen hastahanede yatan yaralılardan birinin durumu ağır. Hayati tehlikesi devam ediyor. Töre terörüne ilişkin soruları cevapsız bırakan etkili ve yetkililer “Eleştiriye devam edenler cezalandırılacaktır” tehditlerini savurmaktan da geri durmuyorlar.

Teşkilatçılık adına teşkilata emeği geçenlere yapılan “şerefsiz saldırı”ları esefle kınarken bu ve buna benzer olayların ancak Türk düşmanlarını sevindireceğini hatırlatmak istiyorum. Yöneticilik, yukarıdakilerin tetikçiliği değildir. Bugün işgal edilen makamlar sonsuza kadar korunamaz. Yarın yüz-yüze geleceğiniz insanların yüzüne utanmadan sıkılmadan bakabilmek için, insani sorumluluklarınızı unutmayın. Recep Küçükizsiz hapishanelerde çile doldururken kısa don giyenler Recep’e el kaldırma cesaretini gösteriyorsa, vay onların haline demekten de kendimi alamıyorum.

Yavuz Selim DEMİRAĞ

 

TÜRK FEDERASYON YİNE SALDIRDI... YARALILAR HASTAHANEYE KALDIRILDI

20 Nisan günü Almanya’nın Dortmund şehirinde Türk Federasyon Bölge Başkanlığı'nın düzenlediği ve Almanya Türk Federayon Başkanı Şentürk Doğruyol ile birlikte bütün yöneticilerin katıldığı "Alpaslan Türkeş'i Anma" programı sırasında misafir olarak salona alınan iki ülkücü Türk Federasyon görevlileri tarafından feci bir şekilde dövülerek ağır yaralandı ve hastahaneye kaldırıldılar.

Saldırı sırasında çeşitli yerlerinden tehlikeli şekilde yaralanan ülkücüler, polisler tarafında ambulansla salondan çıkarıldılar. Vücudunun muhtelif yerlerinden ve özellikle de yere düştüğünde kafasına ve göğüsüne atılan tekmelerle ağır yaralanan bir ülküdaşımız ise beyin travması geçirdiği ve beyin kanaması tehlikesi bulunduğu için halen hastahanede yoğun bakımda tutulmaktadır.

Bir ay kadar önce yine aynı salonda " Çanakkale Şehitleri" ile ılgili tertiplenen bir programa katılan Recep Küçükizsiz, ailesi ile birlikte otururken Alsdorf Ülkü Ocağı Başkanı Menderes Toker tarafından salonun kapısına çağırılmış ve dışarı çıkınca da etrafını çeviren Barboros Çalışcı ve yanındaki 6 kişinin kalleşçe saldırısına uğramıştı.

Ülküdaşlarımıza Allah’tan acil şifalar diliyor, bu saldırıyı yapan ve yaptıranları lanetliyoruz. Ve yine tekrar ediyoruz : Bu saldırıyı gerçekleştiren alçaklar, -arkalarındaki güçler kim olursa olsun- muhakkak hakettikleri cezaya çarptırılacaklardır.

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.

Yusufiyeliler

 

ARİFE GÜNÜ BİR ÜLKÜCÜYE SALDIRDILAR… YİNE BİR ÜLKÜCÜNÜN KANI DÖKÜLDÜ.

Almanya'nın Alsdorf şehrinde yaşayan Menderes Elibol isimli ülkücüye saldırı yapıldı. Kurban Bayramı arifesinde akşam saatlerinde maç seyretmek için gittiği şehir merkezindeki bir kafeteryada bulunduğu sırada Türk Federasyon Yönetim Kurulu üyesi Yüksel Toker ve beraberindeki 4 kişinin saldırısına uğrayan Menderes Elibol isimli ülkücü ağır yaralandı.

Menderes Elibol ve arkadaşlarını tehdit eden saldırgan grup, yeni açtıkları dernek lokalindeki asılı bulunan Alpaslan Türkeş'in resmini indirmesini istedikleri Menderes Elibol'u, burnunu kırarak yaralamışlardır. burnunu kırarak yaralamışlardır. İhsan Özer ve Hüseyin Büyükkelek'in de içinde bulunduğu saldırı olayı sonrası polis olay yerine gelmiştir. 

Olayın tertipçisi olduğu söylenen Türk Federasyon Yönetim Kurulu üyesi ve NRW. 1.Bölge Başkanı Yüksel Toker'in daha önce de ülkücülere yönelik yapılan saldırıları yapan Türk federasyon Yönetim Kurulu üyeleri arasında bulunduğu biliniyor.

Mart ayında, Çanakkale Zaferi ve Şehitlerini Anma Günü münasebetiyle Dortmund şehrinde yapılan bir program esnasında içlerinde Yüksel Toker, Sedat Kart, Mustafa İkiz ve Türk Federasyon Başkan yardımcısı Barbaros Çalışçı'nın da bulunduğu bir grup Türk Federasyon yöneticisi, yusufiyeli bir ülkücüye hem de eşi ve çocuklarının yanında saldırma alçaklığını göstermişlerdi.

Yine Nisan ayında Dortmund Ülkü Ocağı'nın tertiplediği Başbuğ Alpaslan Türkeş'i Anma törenlerine katılan Mehmet Akif Ayata ve Ünal Berk'e saldırılarak ölümcül derecede yaralanmalarına sebebiyet verilen olaylar sırasında Türk Federasyon Genel Başkanı Şentürk Doğruyol ile birlikte diğer saldırganların da aynı yerde bulunmaları siyasi amaçla sistemli ve örgütlü bir şekilde Almanya'nın değişik yerlerinde ülkücülere saldırılar yapanlar ve yaptıranlar hakkında polis soruşturmalarının da sürdüğü bir sırada hem de Türk Konfederasyon Genel Başkanı Cemal Çetin'in evinin bulunduğu bölgede bu olayın meydana gelmesi ve Yüksel Toker ile Cemal Çetin'in hemşehri olmaları ülkücüler arasında manalı bulundu.

Uzmanları tarafından "Türk Federasyon'un muhalif ülkücüleri sindirme ve cezalandırma operasyonu" olarak değerlendirilen bütün bu olaylar adli makamlara aksettirilmiş ve kanuni soruşturmaları sürmektedir.

Ülküdaşımıza Allah’tan acil şifalar diliyor, bu saldırıyı yapan ve yaptıranları lanetliyoruz. Ve son olarak tekrar ediyoruz : Bu saldırıyı gerçekleştiren alçaklar, -arkalarındaki güçler kim olursa olsun- muhakkak hakettikleri cezaya çarptırılacaklardır.

Yusufiyeliler