Hosgeldiniz: Yusufiye
 İçindekiler
· Ana Sayfa
· Yazarlarımız
· Haberler
· Arama
· Arşiv
· Anket
· Güncel Konular
· Sitelerimiz
· Ülkücü Şehitler
 Başbuğ Albümü
 Yazarlarımız
· Recep Küçükizsiz
· Hasan İlter
· Lütfi Kirecçi
· Selim Çoraklı
· İlhami Erdoğan
· Oyhan Hasan Bıldırki
· Kenan Eroğlu
· Dr. Mehmet Güneş
· Muhittin Arar
· Dr. Turan Güven
· İhsan Kurt
· Ali Baykan
· Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
· Dr. Özcan Yeniçeri
· Mustafa Köker
· Ahmet Er
· Dr. Yunus Zeyrek
· Dr. A. Bican Ercilasun
· Dr. Ahmet Turan Alkan
· Adnan İslamoğulları
· Abdurrahim Karakoç
· Dr. M. Niyazi Özdemir
· Remzi Çayır
· Nevzat Kösoğlu
· Ozan Arif
· Dr. Ali Koçak
· Ali Yaşar
 İHANET DOSYASI
 Ülkücü Şehitler
 
TAYYİP ERGENEKON’UN OYUNUNA MI GELİYOR? (Selim Çoraklı)

Başbakan son zamanlardaki Kürt açılımı ile Ergenekon’un oyununa mı geliyor? Başbakan, Abdullah Öcalan’ın “yapacağım” dediği açıklamaya hazırlıksız yakalanmamak için mi bu açılımı gündeme getirdi? Öcalan’ın Ergenekon mensubu olduğunun iddia edildiği bir dönemde yapılan ve MHP ile CHP’nin muhalefetine takılan bu açılımın başarılı olma şansı var mı? Başbakan niçin bu meseleyi yedi yıldır gündeme getirmiyordu?



Son dönemlerde ulusalcı söylemlerini çoğaltmışken ve özellikle seçimlerde partideki Kürt ağırlıklı olan yönetimi adeta ekarte ederken, şimdi ne değişti de birden bire “Kürt Açılımı” için harekete geçti?

Başbakan’ın Kürt Açılımı, başörtüsü meselesi gibi fiyaskoyla mı sonuçlanacak?

Yedi yıldır iktidarda olan AKP’nin, iktidarını sağlamlaştırmak için hep pragmatist ve fırsatçı politikalar uyguladığı bir gerçek... Seçim öncesi millete verdiği birçok sözü hep görmezden geldiği de biliniyor. Hatta başörtüsü gibi “Namus borcumuzdur, çözeceğiz.” dedikleri bir meselede bile “Başörtüsü yüzde 1.5’un meselesidir. Bizi ilgilendirmez.” diyecek kadar aymazlaşan bir noktaya kadar gitti.

Şimdi “Kürt açılımı” diyerek yeni bir tartışma ortamı oluşturdu. Bize göre bu “Kürt açılımı”, Abdullah Öcalan tarafından açıklanacak bir çözüm önerisi karşısında hazırlıksız yakalanmamak için ileri sürülen fırsatçı (oportünist) bir çalışmadan başka şey değildir ve şimdiden çözümsüzlüğe mahkumdur.

İsterseniz bu meselenin niçin çözümsüzlük getireceğini ve bu hususta Başbakan’ın Ergenekon’un bir oyununa nasıl geldiğinin ayrıntılarına değinelim. Anadolu’da bir söz vardır: “Düğün değil, bayram değil. Eniştem beni niye öptü” diye. 7 yıldır iktidarda olan AKP, Kürt meselesi üzerine ciddi bir çalışma yapmazken, son zamanlarda birdenbire bu meseleyi çözmek için atağa kalkması bana bu sözü hatırlattı.

Bilindiği üzere Başbakan Tayyip Erdoğan son yıllarda ciddi anlamda ulusal çizgiyi çağrıştıracak mesajlar vermeye başlamıştı. Bu durum birçok çevre tarafından eleştirilmiş ve yanlış yaptığı dile getirilmişti.
Özellikle 2009 bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan’ın yaptığı konuşma ve DTP’lilerle yaptığı tartışma bunun tipik bir örneğiydi. Başbakanın ulusal çizgiye kayar vaziyetteki konuşmaları sebebiyle liberal yazarların eleştirisine maruz kalmış ve MHP çizgisine kaymakla suçlanmıştı.

Başbakan Erdoğan, bu dönemde “Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan” söylemini adeta diline pelesenk etmişti. Hatta DTP’lilerin Meclis’te kendisine laf atması üzerine, ulusalcı söylemini daha da güçlendirmiş ve DTP’lilere dönerek, “Sayın Bahçeli’nin söylediklerini paylaşıyorum. Farklı düşünmüyoruz, millet kavramını, vatan kavramını kimseye yedirmeyiz, kusura bakmayın bu vatanı böldürtmeyiz” demişti. Yine aynı dönemde DTP’li Hasip Kaplan’ın “Ya sev, ya terk et diyemezsiniz, Le Pen gibi konuşamazsınız” diye laf atması üzerine de, “Le Pen sizsiniz. Siz bu ülkede Nazizmi hortlattınız” karşılığını vermişti.

Başbakan Erdoğan bu söylemleriyle özellikle Güneydoğu gezisinde sergilediği ve liberallerin eleştirisine neden olan ulusalcı tutumu sebebiyle MHP’ye yakın bir çizgiye kaydığı şeklinde eleştirilere bile maruz kalmıştı. Başbakan Erdoğan, bu dönemde ulusalcı duruşuyla kendisini göklere çıkaran liberallerin eleştiri ve uyarılarını bile dikkate almadığı gibi yerel seçimler öncesinde daha koyu bir ulusalcı çizgiyi yeğlemişti. Hatta seçimlerde AKP içindeki Kürt ağırlıklı politikacıları (Mir dengir Fırat, Abdulkadir Aksu vb.) adeta ekarte ederek etkisiz hale getirmişti.

Ergenekon Terör Örgütü hakkında üçüncü iddianamenin yayınlandığı bir dönemde Başbakanın birdenbire “Kürt açılımı” diyerek değişik kesimlerle görüşmelere başlaması ister istemez insanın zihninde şu sorunun sorulmasına sebep oldu: Son zamanlarda MHP’yi bile geride bırakan hızlı bir milliyetçi çizgide söylemleri ağzından düşürmeyen başbakana ne oldu da birden bire Kürt açılımı diyerek zıt yeni söylemlere ve girişimlere başladı? Son zamanlardaki Kürt açılımı Başbakanın önceki söylemleri ile zıtlık oluşturmuyor mu? Yoksa başbakan siyasi hayatına yönelik gelecek bir tehlikeyi bertaraf etmek için mi bu yola başvurdu?

Öcalan’ın açıklamaları yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız gerçekleri bir kez daha ortaya çıkardı. Öcalan, İmralı’dan avukatları vasıtasıyla yaptığı açıklamada Türk devletinin isteklerini yapmaması halinde büyük olayların meydana geleceği tehdidini savurdu. Bakalım şimdi Başbakan bu tehditler karşısında hâlâ Kürt açılımı söylemlerine devam edebilecek mi?

Öcalan’ın avukatlarınca da doğrulanan açılımla ilgili görüşleri, özetle şöyle:

* Sorumluluğu sadece benim üzerime atarak bu işler yürümez. “Bir yerlerde hazırlansın, ben de emre uyayım” demekle olmaz. Bir yerden ısmarlama çözümler beklemek çözüme götürmez. Bu tip çözüm mantığı eskiden teokratik düzenlerde hâkimdi.

* Yeni bir süreç başladı. Bu yeni, farklı bir dönem. Mustafa Kemal’in cumhuriyeti kurması kadar önemlidir bu süreç. Demokratik bir toplum inşa edilecek bu dönemde. Ben cumhuriyetin kazanımlarını göz ardı etmiyorum, ama cumhuriyet şimdi demokratikleşecek, tüm olumlu yanları, kazanımları yeni döneme taşırılacak. Geç oldu ama iyi olacak. 1920’lerde başlanan işi şimdi tamamlayacağız.

* Herkes bu yeni süreci, dönemi iyi anlamalıdır. DTP de derinlemesine anlamalıdır. DTP bu yeni dönemi anlamazsa, derinlemesine anlamazsa aşılır. MHP ve CHP, bu sürecin önünde engel olmamalıdır. Engel olmaya devam ederlerse altı aya kalmaz biterler. AKP de fazla bekleyemez. Yeni yılı bile bekleyemezler. Bir iki ay sonra AKP’nin gerçek niyeti, gidebileceği yer belli olur. Samimi olup olmadıkları netleşir.

* Amerika ve diğer siyasi güçler, yeni bir tarzla Ortadoğu’da politika yürütecek. Bu süreçte PKK’nın da olmasını istemiyor, ancak bunu zorla, silahla bitiremeyeceğini anlamış durumda. PKK’yı da silahsızlandırmak istiyor, ama bizimle de uzlaşmak zorunda. Bir uzlaşma doğacak. Bu, İngiltere ve Amerika’nın iki yüz yıllık politikalarının bizi de dikkate alacak uzlaşması olacak.

* Eskiden devlet kurarsak her şey hallolunur diye düşünüyordum. Sonra devletin çözüm değil, sorunun kaynağı olduğu düşüncesine vardım. Devletin varlığı sorunu çözmüyor, daha da derinleştiriyor. Bu nedenle ben çözümü devlette görmüyorum. Bana, Amerika’nın Barzani’ye verdiği gibi bir federasyon deseler bunu kabul etmem. Benim çözümüm bunu aşıyor. Avrupa modeli benimkine biraz yakındı, ama Avrupa’dan da daha gelişkindir, Avrupa modeli tam demokratik değil.

* Benim çözüm modelim şudur: Devlet olacak, diğer tarafta da demokratik Kürt ulusu olacak. Kürtler devletin varlığını tanıyacak, kabul edecek. Devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını kabul edecek. Böylece orta bir yerde buluşacak, uzlaşacaklar. Sonra devlet isterse yine her yerde bayrağı olacak, isterse her yere hizmet götürecek, isterse her yerde Türkçe öğretecek.

* Kürtlerin her alanda örgütlenmesinin önü açılacak, Kürtler demokratik bir ulus olarak varlık kazanacak. Kendi sporunu, eğitimini, dini örgütlenmelerini, meclisini, belediyelerini yapabilirse kendisi yapacak, kuracak. Hatta kendi öz savunması bile olacak. Kendi ihtilaflarını çözecek bir savunma gücü olacak.
Kürtler, kendini demokratik bir şekilde örgütleyecek, savunacak. Bu süreçte önümün açılması için, bunu hep beraber yürütebilmemiz için koşullarımın düzeltilmesi lazım.

* Her şey tepeden tırnağa değişmek durumunda. Toplumun yeniden yapılandırılmasından, en küçük hücresine kadar değişimden, demokratik toplumdan bahsediyorum. Anadilde eğitimden, kültürden bahsediyorlar. Benim çözümümde Türkler de Kürtler de kendi dillerini, kültürlerini, tarzlarını ortaya koyacaklar, ikisi de yan yana olacak. Toplum kendi demokratik işleyişini, öz yönetimini, eğitimini, hatta öz savunmasını yapılandıracak. Devlet buna engel olmayacak.

* Fethullah Hoca’yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan’da okulları cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir.

Öcalan’ın istekleri, daha doğrusu adeta dikte ettirdiği emirleri(!) böyle. Başbakan bakalım bu istekler karşısında Kürt açılımı projesini (ortada proje falan yok ama!) ne kadar sürdürecek?  Bu açılımın da başörtüsü gibi çözümsüzlüğe mahkum olduğunu yukarıda izah etmiştik. Bekleyip göreceğiz ne olacak diye. İnşallah ben yanılırım.

Selim Çoraklı

Önemli bir not:
Başbakan ve adamları Kürt meselesini çözmek için her türlü girişime hazır olduklarını belirtiyorlar. Acaba başörtüsü meselesini de çözmek için ne tür girişimde bulunacaklar? Yoksa başörtülülerinde PKK gibi silaha sarılıp dağa çıkmalarımı gerekiyor çözüm yolu aramak için?



 Login
Üye Adi

sifre

Hala hesabiniz yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayitli bir kullanici olarak, yorum ayarlari ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksiniz.
UNUTMAK TÜKENMEKTİR (Yusufiye Derneği Genel Merkezi)