PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bilge Insan Uluğ Bey


dedekorkut1
19.02.2009, 06:26
BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
ALPEREN GÜRBÜZER



Timur’un belki de hayatta aldığı en büyük müjde idi. Allah sanki Mardin’i kuşatmasına karşılık bir ikram lütfetmiş, kız evladından nur topu gibi bir oğul dünyaya gelmişti çünkü. Derhal doğan çocuğu kızı Gevher Şad hanımdan alınarak sarayda iyi bir eğitimden geçmek üzere babaannesine emanet edilir.
Yolculuk denince sadece büyükler akla gelir genelde, oysa o daha üç yaşındayken dedesi Timur’la birlikte Hindistan yollarına revan olur. Yine de ona herhangi bir zarar gelmemesi için olsa gerek Semerkand’a götürülmesi talimatı verilir, öyle de yapılır. Semerkand öteden beri Timur’un gönül verdiği bir şehirdi, belli ki torununu oraya konuşlandırmakla ulema elinde yetiştirilmesi düşünülmüş. O çocuk yaşta ulemanın da dikkatini çekmeyi başarır da, nasıl mı? Kur’anı çocuk yaşta biranda hıfzedecek kadar zeki olduğunu ispatlamakla. Bu durum onun ileride büyük bir insan olacağını gösteriyordu zaten.
Tüm bu özelliklere sahip bir insanın kim olduğunu tahmin etmişsinizdir, bu mümtaz şahsiyet tabi ki Uluğ Beyden başkası değildi. Çünkü Timur ismi anılınca ister istemez aynı zamanda Uluğ Bey akla gelir. O Semerkant’da devrin gözde âlimlerinden Bursalı Kadı Zade gibi büyük bir ulemadan matematik ve astronomi dersleri de alır. Bu yüzden Semerkand ilim tahsili bakımdan onun için ilk duraktır. Zira o dokuz yaşına ayak bastığında ilim için Karabağ’a, Merağa ve oradan da ta Erzurum’a kadar uzanmış. Ne var ki dedesi Timur’un Otrar’da vefat etmesi üzerine ilk durağına tekrar irtica etmiş, böylece Semerkand’a dönüşü gerçekleşmiştir.
Semerkand Timur’a hayatı boyunca gözbebeği olmuştu, gözbebeği olmanın ötesinde bu ilim yuvasını başkentte yapmıştı. Fakat Uluğ Bey’in babasının vefatıyla tahta geçen Şahrurla birlikte başkent el değiştirecektir. Dolayısıyla yeni başkent artık bundan böyle Herat’tır. Semerkand buna rağmen öksüz kalmamıştır. Şahrur bu şehrin yönetimini oğlu Mirza Muhammed Taragay’a, yani diğer adıyla müsemma Uluğ Bey’e teslim edilir.
Yukarda da bahsetmiştik ya, Timur ve Uluğ Bey iki sevdalı, ikisi de Semerkand aşığıdır. Nitekim Uluğ Bey de tıpkı dedesi gibi ölünceye kadar Semerkand’dan ayrılmayacaktır. Öyle bir sevda ki buranın yönetimini eline alır almaz şehrin maddi ve manevi çehresini baştanbaşa inşa ederek yeni bir anlam katacaktır.
Bu şehrin temelinde kök Timur’sa gövdede Uluğ Beydir. Onun döneminde kardeşi Baysungurla birlikte Semerkand’a hayat veren birçok eserlere imza atılacaktır. Sadece Semerkand mı? Elbetteki hayır, bu inşa faaliyetinden Herat ve Şiraz’da bundan nasiplenecektir.
Derler ya önder o dur ki kendinden üstün evlat yetiştire. Aynen öyle de Uluğ Bey de dedesinin izi üzerine iz sürüp Timur’u aratmayacak kadar ardından Bağ-ı meydan ve Registanda kendi adını taşıyan Medresenin yanı sıra, yine Bağ-ı meydanda o ünlü rasathaneye ilave olarak daha nice eserler bırakacaktır. Hâsılı günümüze kadar adından söz ettirecek dev eserlerde onun göz nuru, el emeği ve mührü vardır.
Semerkant’da Rasathane yapımında en büyük destekçisi hiç şüphesiz Hocası Diyar-ı Rum’dan(Anadolu) Bursalı Kadizade-i Rumi lakaplı Selahaddin Musa ile Giyaseddin Çemşiddir. Fakat eserin tamamlanmış halini hem Giyaseddin Çemşid hem de Kadizade-i Rumi görmeseler de onlar kabirlerinde rahat uyuyacaklardır elbet. Çünkü medresenin tamamlanıp açılması kendi dizlerinin dibinde yetiştirdiği Mevlana Ali Kuşçu’ya nasip olacaktır. Uluğ Bey etrafında birçok âlim olmasına rağmen onun yanında Ali Kuşçu’nun yeri bambaşkaydı. Öyle ki onun yıldızlarla ilgili araştırmalarını bile eserine alarak dört başlıklı makalesini kitap olarak yayınlayacaktır.
Şahruh iyiki de Semerkand’ın yönetimini Uluğ Bey’e teslim etmiş. Çünkü Semerkand bu denli zirveye çıktığını tarihler kaydedememişti. Zira onunla Semerkand kemale erdi. Ne var ki her yükselişin bir düşüşü var derler ya, bu yazgı Semerkand içinde geçerli akçe idi, tıpkı insanlar doğar, büyür ve ölür ya onun gibi bir şey. Nitekim Şahruh’un ölümünü müteakip koskoca imparatorluk tek emanetçi Uluğ Bey’in eline geçer geçmesine de, amma velâkin etrafında nükseden kıskançlık cereyanı Bilge Hakanın canına tak edecektir. Özellikle yeğenleri ve çocukları arasındaki iç çekişmeler düşüşünü hızlandırırda. Hatta bu taht kavgalarına oğlu Abdüllatif’te dâhil olur, derken baba oğul arasındaki zıtlaşma ve ardından birbirleriyle olan Dimeşk’te ki savaş Uluğ Bey’in yenilgisiyle noktalanacaktır. Savaşın sonunda baba adeta esir muamelesi görür, hatta oğluna güvenip Semerkand’a gelir ve burada oğlunun kiraladığı Abbas denen bir adam tarafından acımasızca katledilerek öldürülecektir de.
‘Bilge insanın(âlimin) göçü âlemin göçü’ hadisi şerifleri aklımıza takılır bu arada. Gerçektende Semerkand bu noktada öksüzdür. Çünkü o Bilge İnsan Uluğ Bey artık yok, hunharca hayatına kıyılmıştır, bağrına saplanan hançer aslında onun şahsında Semerkanda da saplanmıştır.
Velhasıl; Semerkand mazide ki o muhteşem günlerine dönüşü bekliyor, yeni Bilge Uluğ Bey’lerin çıkacağı güne kadar Semerkand bizim biricik gözbebeğimiz olmaya devam edecek elbette ki, bu böyle biline.
Vesselam.

ToYGaR
19.02.2009, 19:59
Allah mekanını cennet etsin tüm büyüklerimizin.. Sağ olun bilgilendirme için.

dedekorkut1
20.02.2009, 08:50
amin, sizde sağolun.

dedekorkut1
09.10.2010, 14:53
onlar unutulmaz simalarımız.