dedekorkut1
28.06.2009, 08:26
KİMLİK BUNALIMI
ALPEREN GÜRBÜZER
Kabul etsek de etmesek de teknolojik gelişmelere paralel olarak kimlik krizi denilen bir bunalımla karşı karşıyayız. Belki de tarım toplumundan sanayileşmiş bilgi toplumuna geçiş sürecinde geleneksel değerlerimiz vahşi kapitalizmin hücumuna uğramanın yansımalarını yaşıyoruz. Buna rağmen yine de kültürel değerlerimiz yaşamaya devam etmektedir.
Teknoloji insanımızı kendine yabancılaştırmanın ötesinde öz kimliğine karşı duyarsızlaştırır da. Her şeye rağmen yinede Türkiye’de ileri ülkelerin aksine işçisine zekâtını veren, hayır işlerde koşturan, hatta devletine zamanında vergisini veren fabrikatörlerimiz ve zenginlerimizin tükenmemesi yüreklerimize su serpiyor. Elimizde en güzel haslet, tek teselli kaynağımız bu olsa gerektir. Bu durum bizi bir nebze de olsa gelecek açısından ümitlendiriyor.
Türk insanı iki arayış içerisinde; birincisi kimlik arayışı, ikincisi ise sistem arayışıdır. Ruhunun açlığını doyuramayan ve köksüzlüğe itilmiş gençler elbette arayış içerisine girecektir, bu kaçınılmaz. Genç nesil adeta hırpalanmakta, hatta kendi kendine kıyılmaktadır. Dün nasıl ki Sakarya’da; Çanakkale’de, Dumlupınar’da emperyalizme karşı dişe diş mücadele verdiysek, bugünde içimizi kemiren kendimizi inkâr manasına gelen yabancılaşma virüsüne karşı, yeniden ruh köklerimize dönme savaşı verilebilir pekâlâ.
Milliyetçi misin, Ümmetçi misin, Liberal misin, Sosyalist misin gibi sorularını sık sık duyuyor olmamız içinde bulunduğumuz kimlik arayışımızın bir göstergesidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun seçemez olduk artık. Sürekli yolumuzu hırsız fenerleri kesmekte, haramizadelerin telkinlerine muhatap kalmaktayız. Bazıları fildişi kulelerden Türk gençliğini kandırmak adına beylik laflarla, ya da demagojik söylemlerle aydınlatmaya çalışıyorlar güya. Oysaki ağızlarından dökülen mana ifade etmeyen içi boş laflar kimlik meselesini daha da koyulaştırmakta ve üstelik bu uğurda söylenen sözlerin boşuna nefes tüketmekten başka işe yaramadığı gözlerden kaçmıyor da.
Kültürümüzün temelinde İslamiyet vardır. Bugün tarihi kimliğimiz olan Müslümanlığı gençliğe aşılamakta yeterince adımlar atılmaması neticesinde kimlik krizi denilen meselenin daha çok baş ağrıtacağa benziyor.
Kültürel politikaların rafa kaldırılmasıyla gençler önüne kim çıkıyorsa, kim yol gösteriyorsa çok çabuk kanıp toplum içerisinde kendilerince kimlik edinmeye çalışıyorlar. Nitekim kültürel politikalar geliştirilmeyince ehlisünnet çizgisinin dışında eylem hastası yeni tip bir Müslüman kimliği karşımıza çıkıveriyor. Bu arada Humeyni’den Kaddafi’ye uzanan yelpazede daha nice dış kökenli liderlere özenen radikal Müslüman tipi oluşumlara tanık oluyoruz.
Radikal oluşumlar çok kere tepkici özellik gösterirler oysa. Onlar Kur’an’da ki ayetlerin bile nüzul sebeplerini, detaylarını, ne anlama geldiğini bilmeden, ayetleri kendi kafalarına göre sloganlaştırmaktan çekinmezlerde. Öyle ki Kur’an’da ki herhangi bir ayetin ne manaya geldiğini araştırmadan, ayetleri kendi kişisel egolarının tatminine yönelik şekilde sloganlaştırarak huzur bulmaya çalışıyorlar. Kurtuluşumuzu Piri Türkistan’da, Yunusta, Mevlana’da arayıp bulacağımıza tepkici karakterdeki eyleme yönelik İbda-C, Hizbullah gibi örgütlerin liderlerinde deşarj olmak tercih ediliyor. Hariciliği andıran bu tür radikal oluşumlar yeni neslin seçimi oldu maalesef. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, neyse ki tarihten gelen engin hoşgörünün yansıması sayesinde toplumumuzun büyük çoğunluğu İmamı Gazali, İmamı Rabbani, İmamı Azam ve Bediüzzaman Said Nursi gibi âlimlerin ışığında hareket etmektedir. Bu büyük zatlardan habersiz genç nesiller ise boşlukta savrulmakta, ister istemez bir yerlere tutunmak ve bir camiaya sarılmak zorunda kalmışlardır.
Gençlerimize Gazalice, Mevlana’ca, Yunuşça yaklaşılırsa elbette ki radikal Müslüman kimliği bu topraklarda kendine yer bulamayacaktır.
Yanlış kültürel politikalar sayesinde normsuzluk ve kimlik bunalımı derken, nihayetinde çözülme ve şiddet hareketlerine yol açmaktadır. Zira kimlik meselesini tepeden inme dayatmacı yaklaşımla çözemeyiz. Beyinlere ve vicdanlara pranga vurarak bir sonuca varamayız. Türkiye’mizin genç talihsiz nesilleri Yunus’un, Mevlana’nın ve daha nice gönül sultanların sevgisinden yoksun halde içi boş sloganların ardına düşüyorlarsa, suçu onlarda değil kendimizde ve idarecilerimizin basiretsizliğinden kaynaklanan yanlış uygulamalarında aramamız gerekiyor. Gençler koro halinde aynileşme seline kapıldılar çünkü. Kiminle aynileşme derseniz, tabiî ki iç kaynaklarımızın mimarlarıyla değil, tam tersi Humeyni gibi kökü dışarıda olan liderlerle. Talihsiz nesiller başka iklimlerin, başka coğrafyaların insanını rehber kabul eder hale geldiler. Şuanda milli kültürümüzü politika haline getiremeyişimizin bedelini bizden çok gelecek nesiller ödüyor.
Kimlik bunalımı normsuzluğa yol açıyor, açacakta... Modernizmle geleneği karşı karşıya getirdiğimiz yetmezmiş gibi, birde kabak çiçeği gibi açılmayı da marifetten saydık. Bu durum böyle devam ederse kimlik bunalımı gelecekte insanımızı çok daha derin krizlere sürükleyecek demektir. Gençler, hala manasını bilmediği sloganların cazibesiyle çözüm arıyor ve derbeder haldeler. Çıkmaz sokaklarda avare avare dolaşan insanlar konumundalar. Gençlerin doğulu, batılı, sosyalizm, liberalizm gibi kavramlardan medet umması kimlik arayışımızın sona ermediğinin bir işareti olsa gerektir. Ki; bu tür kavramlar bize değer katmadığı gibi yaralarımızı sarmıyor da. Ne yazık ki kaidesizlik ve normsuzluk her tarafı sarmış durumda. Kimimiz tangodan hoşlanıyor, kimimiz arabesk, kimimiz de halk müziğinden hoşlanıyorsak bu demektir ki her alanda çözülme var. Yani anomia (normsuzluk) dediğimiz hastalık çevremizi sarmış durumda. Züppe varı davranışlara şahit oldukça da kimlik krizinin had safhaya ulaştığının ayan beyan varlığını derinden hissediyoruz. Ok’un yaydan çıkmasına an kala, bu kılıç kınında kalmayıp terör aşamasına kadar sürükleyebilirde hepimizi..
ALPEREN GÜRBÜZER
Kabul etsek de etmesek de teknolojik gelişmelere paralel olarak kimlik krizi denilen bir bunalımla karşı karşıyayız. Belki de tarım toplumundan sanayileşmiş bilgi toplumuna geçiş sürecinde geleneksel değerlerimiz vahşi kapitalizmin hücumuna uğramanın yansımalarını yaşıyoruz. Buna rağmen yine de kültürel değerlerimiz yaşamaya devam etmektedir.
Teknoloji insanımızı kendine yabancılaştırmanın ötesinde öz kimliğine karşı duyarsızlaştırır da. Her şeye rağmen yinede Türkiye’de ileri ülkelerin aksine işçisine zekâtını veren, hayır işlerde koşturan, hatta devletine zamanında vergisini veren fabrikatörlerimiz ve zenginlerimizin tükenmemesi yüreklerimize su serpiyor. Elimizde en güzel haslet, tek teselli kaynağımız bu olsa gerektir. Bu durum bizi bir nebze de olsa gelecek açısından ümitlendiriyor.
Türk insanı iki arayış içerisinde; birincisi kimlik arayışı, ikincisi ise sistem arayışıdır. Ruhunun açlığını doyuramayan ve köksüzlüğe itilmiş gençler elbette arayış içerisine girecektir, bu kaçınılmaz. Genç nesil adeta hırpalanmakta, hatta kendi kendine kıyılmaktadır. Dün nasıl ki Sakarya’da; Çanakkale’de, Dumlupınar’da emperyalizme karşı dişe diş mücadele verdiysek, bugünde içimizi kemiren kendimizi inkâr manasına gelen yabancılaşma virüsüne karşı, yeniden ruh köklerimize dönme savaşı verilebilir pekâlâ.
Milliyetçi misin, Ümmetçi misin, Liberal misin, Sosyalist misin gibi sorularını sık sık duyuyor olmamız içinde bulunduğumuz kimlik arayışımızın bir göstergesidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun seçemez olduk artık. Sürekli yolumuzu hırsız fenerleri kesmekte, haramizadelerin telkinlerine muhatap kalmaktayız. Bazıları fildişi kulelerden Türk gençliğini kandırmak adına beylik laflarla, ya da demagojik söylemlerle aydınlatmaya çalışıyorlar güya. Oysaki ağızlarından dökülen mana ifade etmeyen içi boş laflar kimlik meselesini daha da koyulaştırmakta ve üstelik bu uğurda söylenen sözlerin boşuna nefes tüketmekten başka işe yaramadığı gözlerden kaçmıyor da.
Kültürümüzün temelinde İslamiyet vardır. Bugün tarihi kimliğimiz olan Müslümanlığı gençliğe aşılamakta yeterince adımlar atılmaması neticesinde kimlik krizi denilen meselenin daha çok baş ağrıtacağa benziyor.
Kültürel politikaların rafa kaldırılmasıyla gençler önüne kim çıkıyorsa, kim yol gösteriyorsa çok çabuk kanıp toplum içerisinde kendilerince kimlik edinmeye çalışıyorlar. Nitekim kültürel politikalar geliştirilmeyince ehlisünnet çizgisinin dışında eylem hastası yeni tip bir Müslüman kimliği karşımıza çıkıveriyor. Bu arada Humeyni’den Kaddafi’ye uzanan yelpazede daha nice dış kökenli liderlere özenen radikal Müslüman tipi oluşumlara tanık oluyoruz.
Radikal oluşumlar çok kere tepkici özellik gösterirler oysa. Onlar Kur’an’da ki ayetlerin bile nüzul sebeplerini, detaylarını, ne anlama geldiğini bilmeden, ayetleri kendi kafalarına göre sloganlaştırmaktan çekinmezlerde. Öyle ki Kur’an’da ki herhangi bir ayetin ne manaya geldiğini araştırmadan, ayetleri kendi kişisel egolarının tatminine yönelik şekilde sloganlaştırarak huzur bulmaya çalışıyorlar. Kurtuluşumuzu Piri Türkistan’da, Yunusta, Mevlana’da arayıp bulacağımıza tepkici karakterdeki eyleme yönelik İbda-C, Hizbullah gibi örgütlerin liderlerinde deşarj olmak tercih ediliyor. Hariciliği andıran bu tür radikal oluşumlar yeni neslin seçimi oldu maalesef. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, neyse ki tarihten gelen engin hoşgörünün yansıması sayesinde toplumumuzun büyük çoğunluğu İmamı Gazali, İmamı Rabbani, İmamı Azam ve Bediüzzaman Said Nursi gibi âlimlerin ışığında hareket etmektedir. Bu büyük zatlardan habersiz genç nesiller ise boşlukta savrulmakta, ister istemez bir yerlere tutunmak ve bir camiaya sarılmak zorunda kalmışlardır.
Gençlerimize Gazalice, Mevlana’ca, Yunuşça yaklaşılırsa elbette ki radikal Müslüman kimliği bu topraklarda kendine yer bulamayacaktır.
Yanlış kültürel politikalar sayesinde normsuzluk ve kimlik bunalımı derken, nihayetinde çözülme ve şiddet hareketlerine yol açmaktadır. Zira kimlik meselesini tepeden inme dayatmacı yaklaşımla çözemeyiz. Beyinlere ve vicdanlara pranga vurarak bir sonuca varamayız. Türkiye’mizin genç talihsiz nesilleri Yunus’un, Mevlana’nın ve daha nice gönül sultanların sevgisinden yoksun halde içi boş sloganların ardına düşüyorlarsa, suçu onlarda değil kendimizde ve idarecilerimizin basiretsizliğinden kaynaklanan yanlış uygulamalarında aramamız gerekiyor. Gençler koro halinde aynileşme seline kapıldılar çünkü. Kiminle aynileşme derseniz, tabiî ki iç kaynaklarımızın mimarlarıyla değil, tam tersi Humeyni gibi kökü dışarıda olan liderlerle. Talihsiz nesiller başka iklimlerin, başka coğrafyaların insanını rehber kabul eder hale geldiler. Şuanda milli kültürümüzü politika haline getiremeyişimizin bedelini bizden çok gelecek nesiller ödüyor.
Kimlik bunalımı normsuzluğa yol açıyor, açacakta... Modernizmle geleneği karşı karşıya getirdiğimiz yetmezmiş gibi, birde kabak çiçeği gibi açılmayı da marifetten saydık. Bu durum böyle devam ederse kimlik bunalımı gelecekte insanımızı çok daha derin krizlere sürükleyecek demektir. Gençler, hala manasını bilmediği sloganların cazibesiyle çözüm arıyor ve derbeder haldeler. Çıkmaz sokaklarda avare avare dolaşan insanlar konumundalar. Gençlerin doğulu, batılı, sosyalizm, liberalizm gibi kavramlardan medet umması kimlik arayışımızın sona ermediğinin bir işareti olsa gerektir. Ki; bu tür kavramlar bize değer katmadığı gibi yaralarımızı sarmıyor da. Ne yazık ki kaidesizlik ve normsuzluk her tarafı sarmış durumda. Kimimiz tangodan hoşlanıyor, kimimiz arabesk, kimimiz de halk müziğinden hoşlanıyorsak bu demektir ki her alanda çözülme var. Yani anomia (normsuzluk) dediğimiz hastalık çevremizi sarmış durumda. Züppe varı davranışlara şahit oldukça da kimlik krizinin had safhaya ulaştığının ayan beyan varlığını derinden hissediyoruz. Ok’un yaydan çıkmasına an kala, bu kılıç kınında kalmayıp terör aşamasına kadar sürükleyebilirde hepimizi..